Ürün Adı: Yürüyerek Kat Edilen Yol - Kişisel Bir Sorun - Kenzaburo Oe
Ürün Kodu: 1556
Bu ürün 253 kez incelendi.

Kişisel bir sorun 27 yaşındaki Japon Bird’ın bir kitapçı dükkânında, hayalinde olan ve çok görmeyi arzuladığı Afrika’ya ait haritaları almasıyla açılır.  Bu sırada karısı hastanede doğum sancıları çekmektedir.  Kayınvalidesine doğumun nasıl geliştiğini öğrenmek için telefon ararken aklına artık Afrika düşünü gerçekleştiremeyeceği ve bundan sonra dünyaya yeni gelen bir canlının tüm mesuliyetini yükleneceği fikri kâbus gibi üzerine çökmeye başlar. Kayınvalidesini aradığında doğumun tahmin edilenden daha uzun zaman alacağını öğrenir. Henüz 27 yaşındadır ve daha bu yaştan mesuliyetler üstlenmiş olması fikri onu büsbütün çileden çıkarmaya yeter.  Oysa o, hala büyükşehir ortamındaki yabancılaşma ve yalnızlaşma sancılarından kurtuluşu Afrika gezisi hayallerinde arıyordur. 

Ertesi gün doğum gerçekleşir ama bekleneni aksine bebeğin sağlık durumu tehlikelidir; bebek beyin fıtığı gibi ender rastlanan bir anormallik ile doğmuştur.  Doktorlarla durumu konuştuğunda bebeğe yapılacak bir ameliyatın da başarı oranı düşüktür. Doktorlar başka bir hastaneye bebeğin sevk edilmesini ve ameliyatın orada başarı şansının yüksek olduğunu söylerler.  Bird durumu üniversitede profesör olan kayınpederine söylediğinde kayınpederi onu sakinleştirmek için ona bir şişe viski verir. Bu durumda Bird kendini bir karabasanın ortasında bulur. Elinde viski şişesiyle Bird eski kız arkadaşı Himiko’yu ziyaret etmeyi düşünür.

Himiko’nun kocası intihar etmiştir; alkolizmin batağına saplanmıştır. Bird ile içki içme fikrine hiç de yabancı değildir. Bird’ün kendisi de, kendi içinde derinlere kök salan alkol eğilimine karşı temkinlidir.  Geçmişte alkol ile kötü bir deneyim yaşamış, dört haftalık sefillikten kendini zor kurtarabilmiştir.  Bird kısa zamanda içkinin sarhoşluğu ile kendini kaybeder.  Ertesi sabah okula derse girdiğinde sınıfın ortasında kusar, öğrencilerinden biri onu müdüre şikâyet etmekle tehdit eder.  Himiko’nun evine giderken Bird Afrika gezisi için biriktirmiş olduğu parayı bebeğin ameliyatı için kullanması gerektiğini idrak etmeye başlar.  Bebeğin doğumuna daha da öfkelenmeye başlar.  Bu öfke patlaması onda aşırı bir cinsel enerjiye dönüşür; cinselliğin keyfini çıkarmaya başlarlar.  Bird’un Afrika tutkusu artık Himiko’ya da geçmiştir, haritadan ve Afrika üzerine yazılardan başlarını kaldırmazlar.  Akıllarına yalnızca bebeğin ölümüyle ilgili düşünceler geçer.  Süreklilik kazanmış bir geri çekilme içerisinde Bird, anti-kahramanlaşmaya doğru hızla yol alır. Karısını hastanede ziyaret ettiğinde karısının ithamları ile karşılaşır;  karısı onu ve bebeği terk edeceğini anlamıştır. Bird soluğu Himiko’da alır.  Himiko da evde yayılmış Afrika haritalarının arasında Bird’ün Afrika hayaline dâhil olmuştur. İkisi ikinci hastaneden haber beklemektedirler.  Bird dershanedeki görevinden onlar onu kovmadan istifa etmiştir. Hastaneden gelen haber sevindiricidir, bebeğin bünyesi ameliyatı kaldıracak güçtedir. Bu haber Bird ve Himiko’yu hiç de sevindirmez, onlar bir an önce bu hilkat garibesi bebekten kurtulmak istemektedirler.  Himiko Bird’e kanun dışı yollardan kürtaj yapan tanıdığı bir doktordan söz eder, onunla temasa geçilir.  Himiko ve Bird bebeği hastaneden alırlar, amaç bir an önce bebekten kurtulmaktır.  Bebeği doktorun kliniğinde bırakıp, soluğu bir içki içmek için eşcinsellerin barında alırlar.  Orada Bird,  eski arkadaşı Kikuhiko ile karşılaşır.  Kikuhiko ile Bird, yedi yıllık bir aradan sonra, tekrar bir araya gelmiş olurlar. Aralarında geçen konuşmalar Bird’u kendine getirir; o yirmi yaşındaki korkusuz oğlandan hiçbir eser kalmamıştır.  Kikuhiko’nun, “şu an korku konusunda çok hassassın.  Korkmuş, kuyruğunu kıstırmış gibisin” sözleri onu kendine getirir. 

“Ben o bebek kılığındaki canavardan, utanç dolu bir sürü şey yaparak, neyi korumaya çalışıyordum acaba?  Acaba hangi kendimi korumaktı amacım? “ diye kendini sorgulamaya başlaması Bird’un dönüm noktası olur.  Artık kaçıp durmaktan vazgeçip, bebeği

üniversite hastanesine götürüp, ameliyat ettirmeye karar verir. Kendi ile ilgili şu bilgiye ulaşır:  “ Canavar bebekten kaçmak yerine, tam karşıdan yüzleşmenin iki yolu var….. s.227

Bu anda Bird babalık sorumluluğunu üstlenmiş, kendine olan güvenini yeniden kazanmıştır. Bebeği kurtarmanın önemi kendi açısından önemlidir. Şöyle açıklar: 

“Bu kendim için.  Kaçıp duran bir adam olmaya son verebilmem için gerekli” der. (s.228)

Çağdaş Japon edebiyatı gelenek ile modern dünya arasındaki bağı sorgulamaya yönelir; tıpkı bu romanda olduğu gibi.  Günümüz Japon aile yapısı ataerkil geleneksel bir aile yapısından  gittikçe uzaklaşmış, batı modern yaşam tarzını benimsemiştir.  Günümüz Japon yazarlarının Japonya’nın toplumsal değişmelerinden doğan bunalımları eserlerinin odak noktasını oluşturur.  Hatta kimi yazarlar geleneksel Japon aile tarzına geri dönmeyi ve bu yapının korunmasını kendi kültürlerinin devamı olarak önemserler.  Kenzaburo gibileri ise geleneksel aile yapısının değişmesini kabullenirken, kişilerin kendi değerlerini oluşturmalarını benimser. 

Söz konusu soru ilginçtir.  Rastgele geleneksel ile modern aile yapısı üzerine bir çizgi çekilebilir mi?  Sorunun önemi Japonya’nın 2. Dünya Savaşından sonra “küreselleşme süresinden etkilenmesindendir.  Bir yandan Japon değerleri diğer bir yanda batının değerleri arasında Japon halkı ikiliğe düşmüştür. Doğu ile batı arasındaki değerlerden ve bütün bir yaşayış tarzıyla seçin yapmak zorunluluğundan doğan bunalımlar, dengesizlikler Bird ve arkadaşı Himiko aracılığıyla karşımıza çıkar. Batılaşma biçiminde ortaya çıkan Japon modernleşmesi, sancılarını Batılı hayat tarzının keşfine merak, kadınlar ve erkeklerin daha özgür ilişkiler sürdürmesinin çekiciliği ile Japon gençlerinin gözleri kamaştırmakla kalmaz, iç dünyalarında çalkantılara da neden olur. Dünyayı ve hayatı yeni olanın sözlüğüyle kavramlaştırmaya girişirler.

Bird de kendini gerçekleştirmek istemektedir, batının ve özellikle varoluşçu felsefenin kişiye yüklediği tüm anlamlarla kendini bir karabasanın ortasında bulmuştur.  İnsanın düşlerinin olması, düşlerini gerçekleştirmesi uğruna kişinin özgürleşmesi batı düşünce tarzından etkilendiğinin belirtileridir. Doğru yolu hayatı deneme/yanılmayla kendisinin bulması istenmektedir.

Kişisel bir sorun Bird için acı veren bir deneyimdir.  Kendini aşağılanmış, alaya alınmış, utanç içinde hisseder; adeta kendisine ait olan en cerahatli, yaralı tarafı kanıyordur. Okur olarak biz de kendimizi onun yerine koyunca onun sorularını kendimize yöneltiriz; onun durumunda olsak bizler ne yapardık?  Okuru kendi zayıflıkları üzerine de düşünmeye zorlayan bir okuma süreci bekliyordur.  Tüm yaralı ve morarmış yanlarımız tekrar gün yüzüne çıkar, biz de Bird kadar acı içinde kıvranır, onun bir an önce bu karabasandan kurtulmasını arzularız.  Acaba yaralarımızı açığa çıkarmaktansa onları güzelce yalanla, bahanelerle örtüyor muyuzdur?  Onun gibi saklamaya mı çalışırız zayıflıklarımızı?  Kendimizden? Veya Yakınlarımızdan?  Bir maske altında da saklarız bu zayıflıklarımızı?  Kenzaburo zayıflıklarımızı kabul etmemizi ve onlarla uyum içinde yaşamamız gerektiğini söyler gibidir. Her okuduğumuz sayfada Bird’le birlikte kendi içimize daha çok dalar, düştüğü bu kötü durumdan dolayı öfkeli Bird’e biraz daha yakınlaşırız. Bird’ın karşı karşıya kaldığı korkunç gerçekle nasıl baş etmeye çalıştığını görmek biraz da bizi rahatlatır.  Bird’ın bu karabasanına onun kötü kaderi mi demeliyiz?  Peki, bu kötü kader bize de vurduğunda biz de mi aynı tepkileri vereceğimiz düşüncesi bizi Bird’e daha da yakınlaştırır. Onun ilk baştaki kayıtsız tutumu ilk etapta yadırgatıcı gelse de okudukça onun duygu dünyasına yaklaşır, onun bu durum karşısındaki çaresizliğini anlamaya çalışırız.  Bird sakat doğan bebeğinin karşısındaki tutumu ilk etapta yadırgatıcıdır. Kırış kırış yağ parçaları içinde, küçük yüzlü çirkin bir bebektir.  Yan yana gelmiş midye kabuğu gibi gözleri vardır. Kandan vıcık vıcık olmuş pansuman tamponlarına gömülmüştür. Bu bebek, olasılıkla ne duyar, ne görür, ne de koku alır diye düşünür.  Herhalde acıyı hissettiği kısmı da eksiktir.  Başhekimin sözlerine bakılırsa, bitkiden farksızdır. Bird iki kafası varmış gibi doğan kendi bebeğini ve bir zamanlar gördüğü radyasyon yüzünden anormal doğan bebeklerin resmini zihninde canlandırarak karşılaşmaya çalışsa da kendi açısından bebeğinin anormalliği, onun son derece yakıcı bir utanç olarak ona saplanmıştır.

Normal olmayan bu bebeği ret eder, olayı kabullenmez, sorumluluk almaktan kaçınır ve tüm bu duygularla savaşırken kaderine öfkeli, sinirleri gergindir. Bu özürlü bebek onun yaşama mekânını daraltan, onu, kendine ait bir hayatı yaşamasına izin vermeyecek adeta hayatına bir hapishaneye çevirecektir. Bu düşüncelerle boğuşan Bird bebekten hızla uzaklaşmaktadır. Bebeğin büyüyemeyeceğini, normal bir insan olarak gelişemeyeceğini ve bebeğin ameliyatla kurtulma şansının az olması karşısındaki tutumunu zaman geçtikte ve problemiyle yüzleştikçe kendinden nefret etmeye başlar.  Kendine ona saygısını ve özgüvenini yitirmiş bir kişiliğe bürünmür.  Bundan daha da vahimi ne karısının karşısına ne de kayınvalidesini karşısına çıkma cesaretini gösterir.  İlk aklına gelen fikir çocuğu yaşatmamak olur.  Herhangi bir katilin kurbanını öldürmesi gibi o da bebeğin ölümünü kurgularken amacı bu canavar suratlı mahlûktan bir an önce kurtulmaktır.  Hatta sevgilisi Himiko’nun ona bulduğu doktorla işbirliği içine girer.  Bu çaresiz durumda teselliyi eski bir kız arkadaşında ve cinsellikte arar.  Durumu kurtarmak için hiçbir eylemde bulunmaz.  Çocuktan kurtulmak en kolay yoldur.  Zaten hayatta başarısız ve kaybeden taraf olmuştur.

Bird’ün o yaşta bir dershanede öğretmen olarak iş bulabilmesi şanstan ziyade kayınpederinin hoşgörüsü sayesinde olmuştur.  Kayınpederi emekli olana kadar Bird’ün mezun olduğu devlet üniversitesinde İngiliz filolojisi anabilim dalının başkanlığını yapmıştır.  Şimdi de özel bir üniversitede ders vermeye devam ediyordur.  Bird kayınpederini hem sever hem de ondan korkardı.  Bird’ün hayatında karşılaştığı en muhteşem ihtiyardı. Üniversitede lisanüstü programından ayrılma dilekçesini vererek, kayınpederinin onun için bir dershanede iş bulmasını istemişti. Onu bir kez daha hayal kırıklığına uğratmak istemez. 

Kendine acıma hissi ile boğuşur. Yirmi yedi yıllık yaşamında kendini ölüm kalım yol ayrımda buluverir. Yaşam ne kadar da tuhaftır.  Her an şaşırtıcı olaylarla karşılaşır insan. (s. 77) Adeta kapana sıkışmıştır, günlük yaşamında da bir sürü feci tuzaklarla doludur ve her an onun içine düşmesini bekliyorlardır.  İşte feciden de ötedir yaşadığı bu durum.   En iyisi kaçmaktır, kendinden, sorumluluklarından kaçmak. Bunu yapmazsa Afrika düşü gerçekleşmeyecektir. Afrika’nın sıra dışı coğrafyasında kendini denemek istemesi de, bunun kendisine özgü bir savaş olacağını düşündüğündendir.  (s.147) Fakat karşılaştığı bu felakette Afrika seyahatine çıkmasına da gerek kalmadan kendisinin güvenilmek için yetersiz, korkak bir insan olduğunu hisseder. Kendini savunmaya alır, bebeğe karşı gardını alır.  Bu canavar görünümlü çocuk ta neyin nesidir?  Bu çocuk onun soyunu mu sürdürecektir?  Kendinden midir?  Kendi özünü mü taşıyordur?   Bu bitkisel varlık, bebek kılığına girmiş canavarın yapışıp kaldığı bir ömrü mü tamamlamak zorundadır?  Özürlü bir et yığınından, kan ve kemikten başka nedir ki?  Ona isim bile vermeyi ret eder. Bird, baba kimliğiyle bebek arasında kurduğu huzursuz ilişki nedeniyle, kendi varoluşuna doğru ilerleyen bir yolda ilerlemekte, arada kalmışlık duygusuyla kendiyle hesaplaşmaktadır.  Bu düşüncelerle kıvranırken Bird tam bir aşağılık insandır, kendine parazit gibi yapışıp kalan egoist bir tavır sergiler, gittikçe anti-kahramana dönüşür.  Fakat içindeki utanç duygusu bunları sözcüklere döküp, doktora dert yanmasını önleyecek ölçüde güçlüdür. Biz de, kendisinin kendinden nefret etmesi gibi biz de onu tasvip etmeyiz.  Bird tüm insan zayıflıklarını üzerinde toplamış, benciliğin ta kendisi olmuş çıkmıştır.  Okur olarak yaptıklarını iğrenç bulurken bir yandan da onu anlamaya çalışır onun da dayanışma içine gireriz.  Kendimize dürüst davranıp kendimizi böyle bir durum karşısında bulsak acaba onun gibi tepkiler mi vereceğimiz düşüncesi onu bize yaklaştırır ve ona empati ile anlamaya çalışırız.  Şükürler etmeye, böyle bir karabasanı yaşamamış olmanın rahatlığını yaşarız. Okurdaki bu değişim yavaş yavaş Bird’de de kendini gösterir. Anlatı ilerledikçe ondaki değişimi fark ederiz.  Bird’ün delilik ve akıl sağlığı arasındaki gidip gelmelerine biz de tanık oluruz.  Okur olarak bu aşağılık adamın romanın sonundaki değişimi hiç de tahmin etmemişizdir.  Bizi okur olarak şaşırtan da Bird’ün geçirmiş olduğu değişim ve bebeğe sahiplenmesidir.

Kenzaburo da kendisi özürlü doğmuş bir çocuğun babasıdır.  Metin onun şahsi bir yarasına parmak basar.  Söz kalabalığına girmeden okurun zayıf noktasını yakalamayı başarır; içten içe biz de Bird kadar sarsılırız.  Yazar olarak okuru gözyaşına boğmaktansa Bird’ın başına gelen karşısında ve yaşadığı kararsızlıkla boğuşurken ona nefret etmektense baştan sona her şeyin bir dizi insan eylemi ve doğal duyguları olduğuna dair bizi Bird’e yakınlaştırmaya çalışıyor.  Ve kısa bir zaman sonra okur Bird olur, kayıtsız dershane öğretmeni Bird, hayalperest Bird, aciz Bird, başarısız Bird, cinayet planlayan Bird, aldatan koca Bird ve bütün bu süreçlerden geçtikten sonra babalığını kabul eden Bird.  Metin ilerledikçe Kenzaburo Oe’nun Bird’e karşı hiç de müsamahalı, hoşgörülü bir tavır değildir, o bizi Bird’in geçirmiş olduğu süreçlerde gezdirirken yaşadığı kararsızlıkla boğuşurken amacı bu sürecin ne kadar zor etaplardan geçtiğini göstermek.  Çok büyük bir olasılıkla kendi de özürlü bir çocuk babası olarak o da bu gibi ıstıraplı etaplardan geçmiş olmalıdır. Bu acı deneyimin sonunda Bird canavar bebekten kaçmak yerine, problemiyle yüzleşip bebeği büyütmeyi kabullenirken kendine olan güvenini yeniden kazanmış olur.

Yapıtın ardında o yapıtı şekillendiren bir hayat olduğu düşünülür.  O hayat öyle yaşanmasaydı, o yapıt da öyle yazılmayacaktı. Bird ile Kenzaburo’nun aynı kederi paylaştıkları kesin. Bu kederi yaşamak yapıtta merkezi bir yer tutuyor.   Kişisel bir sorun, hayal kırıklığı, problemlerden kaçmak, yerel kültür ile batı yaşamı, bir problem karşısında kararsızlık, bebek ve kendi arasındaki kalmışlık duygusu ve kişinin kendi öz yaşamı arasında gidip gelen birkaç temada gezinirken metnin kurucu öğeleri olarak işlev yüklenirler.  Oe’nun asıl amacı kişinin hayat trajedileri karşısındaki tavrıdır.  Kişisel bir sorun, kişinin kendi yaşamına anlam yüklemesi, aşağılanmaktan ve utanç duygularının üstesinden gelmesi ve kendi kişiliğini inşa etmesi üzerine kuruludur.  Bebek Bird’e şöyle seslenir gibidir:  Babacım, ben seni seçenim, elimi sıkı tut.  Bu yolu beraber kat edeceğiz, sen ve ben. Cesur ol, beni takip et, sana yolu göstereceğim; sana kim olduğunu anlatacağım; elimi sıkı tut.

Walter Benjamin Tek Yön’deki (Son bakışta Aşk’ın içinde yer alır) bir fragmanında, yürüyerek kat edilen yolun, uçaktan seyredileninkinden farklı bir gücü olduğunu söyler.  Uçaktan bakan aşağıda geniş bir manzara, alabildiğine uzanan bir düzlük görür.  Yol düzlüğün içinde, çevresindeki araziyle aynı yasaların buyruğunda ilerliyordur.  “Sadece yolu yürüyerek kat eden kişi” der Benjamin, “yolun neye hükmettiğini öğrenebilir.”  Kenzaburo Oe’nun çocukluk yılları ikinci dünya savaşı yıllarına rastlar. Bu deneyim onun yazar kimliğini şekillendirmiştir diyebiliriz. Bir ikinci etken de ilk oğlu Hiraki’nin l963 yılında beyin fıtığı ile doğmuş olmasıdır.  Çocuğun yaşamını onun ve karısının vereceği karar belirleyecektir.  Bu karar Kenzaburo Oe’nun yazar olarak düğüm noktası olur, yazılarında hayatın anlamını sorgulamaya ve engelli bir ebeveyn olarak özürlü bir çocukla olan yaşamını odak noktası yapar. Onu etkileyen bir başka olay da Hiroşima’dan özürlü kalmış insanların Dr. Shigeto tarafından yapılan bir dizi röportajlar olur.  Dr. Shigeto Hiroşima saldırısından kurtulmuştur ama meslek hayatını atom bombasının vahşeti üzerine yaptığı araştırmalara adar.  Oe Dr. Shigeto ile arasında bir bağ kurulur.  O özürlü bir çocuk babası olarak kendi problemiyle yüzleşerek cesareti ondan alır; umutsuz bir trajediyle başa çıkma onurunu kazanır.  Daha sonraları Hiroşima’ya yaptığı ziyaretler onun dönüm noktası olur; sorgulamaları değişir, insanlık nedir, insan olmak ne demektir gibi düşünceler üzerine odaklanır.  Bu deneyim onun ikinci doğumu olur, yazıları değişir, kazandığı yeni bakış açısıyla hem oğlunu hem de kendini kurtarmış olur. Daha sonraki yazılarında Kenzaburo kendini şöyle ifade eder gibidir: Ailemizde özürlü bir kişi ile yaşarken hiç kuşkusuz umutsuzluk ve çaresizlik içinde boğuşuruz ama bu yarayı sarmak, bu duruma anlam vermekten geçer, iyileşmemiz ancak böyle gerçekleşir. 

Nurdan Gürbilek “Benden Önce bir Başkası” adlı deneme kitabında yazarlar hakkında şu yorumda bulunur. “ Her zaman büyümek zorunda değiliz; edebiyatta hiç değil.  Korkuyu, haksızlığı, incinmişliği bütün şiddetiyle anlatan, güçlerini büyümemekte ısrar etmiş olmaktan alan, çocukluğun acılarına sıkı sıkıya bağlı yazarlardan söz eder. Adına büyüme denen şeyin bir kimliği terk edip başka bir kimliğe geçmek olarak anladığımızı söyler. Nurdan Gürbilek’e göre olgunlaşmak huysuzluktan, asilikten, hayalcilikten vazgeçmektir.  Çocuk kalmak istememiz gerçek dediğimiz dış dünyadan uzaklaşmaktır.  Oysa böyle büyümediğimizin altını çizer.  “Ne kadar büyürsek büyüyelim içimizde kuytu bir köşeye saklanan çocuk hayalleri gerçekleşmediği için tepinmeye, elde edememiş olduğumuz haklarımızı istemeye, bu hakların bize verilmediği için dünyadan alacaklı olduğumuzu haykırmaya, payına düşeni almadığı duygusuyla kapıları onun bunun suratına çarpmaya devam ederiz” derken bize Bird’den söz ediyor gibidir.  (s.70)

Duygularımızla düşüncelerimizin sanıldığı kadar farklı şeyler olmadığını, insanların fikirlerini yalnızca düşünmeyip aynı zamanda hissettiğini de edebiyatta bize gösteren Dostoyevski gibi Kenzaburo’da onun mirasından yola çıkıp Bird’ün duygu dünyasında gezdiriyor.

Cinsellik

Cinsellik romanda değinilen konuların başında gelir; hatta diyebiliriz ki diğer doğu edebiyatında okuduğumuz romanlardan daha da önemli bir yer tutar; Kenzaburo romanda cinselliğe geniş yer verirken cinselliği hayatın doğal akışı içinde ele alır:  Romanda sergilenen cinsellik göreneklere uymayan, açık seçik bir cinselliktir. İlk etapta kolej yıllarında Bird ile bakire Himiko arasındaki ilişki Japon kültürünün kabul edeceği bir ilişki değildir.  Zaten bu sebepten onlar da kapalı bir şekilde bu ilişkiyi sürdürürler.  İlişkileri her ikisinin de başka kişilerle evlenmeleriyle sonlanır.  Ama ne yazık ki kendi kültürlerinin kabul ettiği bu evlilikler çok başarılı evlilikler olmaz.  Himiko, kocasının intiharından sonra seks sapığına dönüşür; onun Bird ile ilişkisinin başlaması Bird’ün özürlü bebeğinin doğumuyla gerçekleşir.  Himiko Japon kültüründe yoldan çıkmış, ahlaksız bireyi temsil eder. Oysa Bird geleneğe uygun bir yaşam sürmektedir. Uygunsuz cinsel birleşmelere karşı kendini korumaya almıştır; hatta arkadaşı eşcinsel Kikuhiko gibilerine de hoşgörü ile yaklaşmaz. Ancak özürlü bebeğin doğumuyla Himiko ile tekrar buluşmasıyla geleneksel yaşamdan kopmuş olur. Kikuhiko ile ikinci görüşmesinden sonra yoldan çıkmış bu gibi ilişkilerden tiksinir duruma düşecek, karısı ile olan bağı güçlenecektir.  Eşcinseller arasındaki cinselliğe bakış geleneksel doğu toplumunda olağan bir bakıştır. Zaman içinde Bird eşcinsel ilişkiyi görmezden gelemese de bir yandan geleneksel cinsellik normlarının tutuculuğundan da sıkıntılıdır. Bu noktada Kenzaburo okuru tekrar kültürel değerlerin ince noktalarına dikkat çekmeye çalışmakta, bize tuzak sorular sormaktadır.

Varoluşçu birey olarak Bird

İnsan, çağlar boyu hayatın merkezinde yer alması nedeniyle üzerinde en çok durulan, bilimde ve sanatta sürekli incelenen bir varlık olmuştur.  Belki de “insanı” bu denli önemli kılan ilk özelliği sürekli gözle görünür değişimler yaşamasıdır.  İnsanın yaşadığı mekâna, kültüre, inançlara, toplumuna kısacası yaşamın her anına uyum sağlaması, hayatına göre anlamlar yüklemesi, bir çamur gibi yeniden yeniden şekillendirilen bir yapıya sahip olması varoluşçu felsefecileri ilgilendiren bir konu olarak karşımıza çıkar.

Bird varoluşçu birey olarak seçimleriyle kendini şekillendirmiş bir kişiliktir.  Tanrı inancı yoktur, kaderi kendi seçimlerinden oluşmaktadır.  Varoluşçu felsefede Tanrı inancı olmadığı için hiçbir şey akıldışı değildir.  Yine bu inanışa göre sahipsiz ve umutsuz bir şekilde bu dünyaya atılmışızdır.  Bu varoluşçu felsefenin temel sorusudur, insanoğlu bu dünyaya atılmışlığının üstesinden gelebilir mi?

Örneğin Bird ismini ele alalım. Bird bize romanın ilk sayfalarında şöyle tanıtılır:  Ona Bird lakabını taktıklarında on beş yaşındadır. Sonrasında da o hep Bird’dür. Bird’ün arada sırada kriz ölçüsüne ulaşan, sinir sistemini altüst edecek düzeydeki temkinli hali de, korkudan çıldırmak üzere olan küçük bir kuşu akla getirir.  Neticede Bird lakabı ona yakışıyordu.  (s.14) Çelimsiz ve sıskadır.  Her zaman omuzlarını dikleştirerek her an yere kapaklanacakmış gibi vücudunun üst kısmını öne eğerek yürür, durduğu anlarda da o hali hiç değişmez.  Yaşlı bir sporcu görünümündedir.  Kapalı kuşkanadı gibi duran dikleştirdiği omuzlarıyla bir kuşu andırır. Üstelik kaygan ve esmer burnu bir kuş gagası gibi kemerli ve kıvrıktır.  Bird on beş yaşındayken de bu haldedir, yirmi yaşında da hiç değişmemiştir.  On beş yaşından altmış yaşına kadar aynı yüzle, aynı duruşla yaşamaktan başka şansı olmayan, farklı bir insan mıydı acaba? (s.13)

Bird kahramana yakıştırılmış bir lakaptır, bir isim değildir.  Kahramanımızın ismi olmadığı gibi metinde onun köklerine, ailesine, geçmişine ait bir bilgi de verilmez. Bir evi bile sahiplenememiş, kiralık bir evde yaşamaktadır.  Bu dünyaya “atılmış haliyle bu trajedisiyle baş etmek durumundadır.  Kendi köksüzlüğünü gidermek için kendine yeni bir soyağacı inşa etmeye çalışır.  Örneğin saygın bir profesörün kızı ile evlenmek gibi. 

Baba olduğunda sorumluluklarından kaçması onun ebeveyn özelliklerinin eksikliğinden kaynaklanır.  Afrika düşünü gerçekleştirmek hem onu sıkıştığı ve angarya olarak gördüğü uygar dünyanın sorumluluklarından kurtaracaktır.  Özürlü bebeğin doğuşu ile Bird’ün sorumlulukları bir kat daha artmıştır, o bu sorumluluğu kaldıracak güçte olmadığından kızgın ve öfkelidir. Kendini içkiye vermesi sorumluluklarının inkârıdır.  Öğretmenliğinden de istifa etmesi yine aynı düşünce yapısındandır.  Topluma uyum sağlamak başkalarının koyduğu kurallara göre uygun yaşamak, toplum kurallarına boyun eğmek yükten başka nedir ki?  Ama yine de doğan özürlü çocuğundan ve karısından kopamaması onun paranoik bir kişiye dönüştürür.  İlk başta Afrika düşü, Himiko’nun babasının kızı ile yeni bir hayata başlama teklifi ona cazip gelir. Olaylar geliştikçe Bird’ün ailesinden uzaklaştıkça ailesine ve kendisine yakınlaştığını görürüz. Sonunda seçimini ailesinden, geleneksel Japon toplumundan yana kullanır.  O kadar ki, dershane öğretmenliğini devam ettirmektense ülkesine gelen turistlere tur rehberliği yapmaya karar verir. 

Özürlülere olan tavır

Bird’ün özürlü çocuğu doğduğunda insanların ilk tepkisi bu hilkat garibesi bebeğe tiksinme ve iğrenmedir.  Bebeği kucağa ilk alan doktor onun canavar görünümünü alaya alır, hatta doktorlar aralarında gülüşürler. O kadar ileri giderler ki, bebeğin sağlık durumu üzerine hiçbir mesuliyet üstlenmezler, Bird’ü birçok bürokratik formalite doğrultusunda çalışan üniversite hastanesinin yoğun bakım servisine yönlendirirler.  Üniversite hastanesinde Bird yozlaşmış, çürümüş bürokratik sistemle yalnız başına baş etmek durumundadır. Nihayet Bird’de gerçekleşen olgunlaşma çocuğun ölüm eşiğinden kurtuluşu olur. 

Savaş Karşıtı Tavır

Roman çok belirgin bir şekilde savaş karşıtı olduğunu okura sezdirir.  Canavar görünümlü bebeğin doğumu atom savaşının bir sonucudur.  Radyoaktif ışınların etkisiyle o dönemde hem sakat bebekler hem de ölü doğan bebekler dünyaya gelmiştir. 

Romanın başında Bird’u köksüz ve kararsız biri olarak tanırız.  İşini kayınpederine borçlu olması ona karşı hem saygı hem korku duymasına neden olmuştur.  Pasif bir kişiliktir, mesuliyetlerinden kaçandır.  Karısının karşısında da aynı tutumu söz konusudur.  Karısına açık yüreklilikle korkularından söz edemez.  Dış dünyadaki gerçekle karşı karşıya gelme cesaretini gösteremez.  Bu haliyle Bird tipik bir doğuludur.  Zamanla olgunlaşacak, mesuliyetlerini üstlenecek ve Batı’nın birey olma durumuna erişecektir.  Gerçekleşen değişim kendini aşağılamaktan ve kendi üzerine olumsuz düşüncelerden kurtulacak olgun bir birey konumuna geçecektir.  Hiç kuşkusuz bu açıdan Kişisel bir sorun bir büyüme öyküsüdür.

 

 

Raşel Rakella Asal

16 Eylül, 2015

 

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/