Ürün Adı: Sanatın Sınırsız Evreninde - Murat Germen
Ürün Kodu: 1533
Bu ürün 220 kez incelendi.

 

Güzel, çok güzel bir kent deyince ne anlarsınız? Güzel güzel evleri olan, güzel güzel bahçeleri, güzel güzel yolları, dükkânları, mağazaları, çarşıları, güzel güzel pastaneleri olan, pastanelerinde portakal suları içilen, elmalı pastalar yenilen bir kent mi? Çocukların gülüp oynadığı parkları olan bir kent. Parklarda çocukların giysilerinin çalılara takılıp yırtılmayacağı, elleri çamurlanıp kirlenmeyeceği bir kent. Güzel bir kent, çok güzel bir kent! Evlerin birbirine hayli aralıklı konumlandığı, evlerin önünde doğru dürüst kaldırımların, kaldırım kenarlarının düzenli aralarla yüksek akasya ağaçlarının dikili olduğu bir kent!
Büyük şehirlerde yaşıyorsanız çevrenizde her zaman görebileceğiniz, birisi bitip diğeri başlayan ve asla sona ermeyecek, bitmeyecek, tükenmeyecek bir yapı sektörünü içerdiğini görüyor olmalısınız. İnsanca yaşamaya olanak vermeyen kentin kuşatılmışlığı, tarihsel, kültürel ve doğal değerlerinin tahribi ne yazık ki hepimizi rahatsız ediyor. Kentlerin nüfus patlaması sonucunda, plansız ve denetimsiz olarak, gelişigüzel, altyapısız, her türlü kaygıdan uzak bir şekilde merkezden dışa doğru adeta bir ur gibi büyümesine hepimizin itirazı elbette var. Size bu bağlamda bir sanatçıdan, çağdaş fotoğraf sanatının Türkiye’deki en önemli temsilcilerinden biri olarak değerlendirilen Murat Germen’den söz etmek istiyorum.
1965 İstanbul doğumlu Murat Germen liseyi Saint Joseph’de bitirdi. Babası kent planlaması uzmanı ve öğretim üyesiydi, annesi arkeoloji okudu. Germen, İTÜ’de Kent ve Bölge Planlamacılığı Bölümü’nü bitirir. İTÜ’de aldığı kent plancılığı eğitimi ona “büyük resme” bakarak düşünmeyi, bir konunun her zaman farklı bileşenlerden oluştuğunu unutmamayı, sanat da dâhil yaptığımız birçok şeyin sorumluluk gerektirdiğini öğretti. Mezun olduktan sonra Fulbright burslusu olarak master derecesini almak için Boston’daki MIT’de (Massachusetts Institute of Technology) mimarlık eğitimine devam eder. 1992’de AIA Henry Adams Gold Medal for Excellence in Architecture ödülünü alır. Toplam 5 sene Amerika’da yaşadıktan sonra Türkiye’ye döner. O zamanki adıyla Arredamento Dekorasyon (şimdi Arredamento Mimarlık) dergisinde iki yıl çalışır. Türkiye’nin kültür ve sanat dünyasıyla tanışır, o dünyanın önemli aktörleri ile röportajlar yapar. Bu arada amatör fotoğrafçılığa başlar. Derginin fotoğrafçısı değildir ama her işe gönüllüdür. Çektiği mekân fotoğrafları dergide yayınlanır. Onun için yararlı bir deneyimdir ama akademik yaşamdan da kopmak istemez. Bu kez Bilgi Üniversitesi’nde yarı zamanlı olarak çalışmaya başlar. Bilgisayar Kültürü ve Bilgisayarla Tasarım dersleri verir. 2002’de, Sabancı Üniversitesi’ne tam zamanlı statüyle geçer.
Yapı Kredi Yayınları’nın “Bir Kent, Yüz bir Yapı”, “Adana”, “Konya” kent kitaplarının fotoğraflarını çeker. 1996’da Ara Güler, Orhan Cem Çetin ve Manuel Çıtak gibi ünlü fotoğraf ustalarıyla ilk karma sergisini Milli Reasürans Galerisi’nde yapar. Çeşitli dergilerde fotoğrafları yayımlanır. Giderek tanınır. İstanbul Modern ve Elgiz Çağdaş Sanat Müzeleri’nde fotoğrafları kalıcı koleksiyondadır artık. Türkiye, Amerika ve Hollanda’da üç galeri tarafından temsil edilir. En fazla yedi edisyon olarak çoğalttığı fotoğrafları, sertifikalı olarak satılır.
2008’de İtalyan küratör Ludovico Pratesi ile İtalya’da dünyaca ünlü fotoğraf sanatçıları ile birlikte G.D 85th Year, Art & Technology adlı, Electa kitabevi tarafından basılan kitaba katkıda bulunur. Bu projeyi yaptıran G.D, sanayisi gelişmiş ülkelere bile paketleme makineleri satan bir İtalyan endüstri firması. Bu firma kuruluşunun 85. yıllarını bir sanat kitabıyla kutlamaya karar verir. İhracat yaptıkları 18 ülkeden birer fotoğrafçıyla bağlantıya geçip onlara yalnızca çekim yapacakları yeri gösterirler; her sanatçının kendi çizgilerinde bütünüyle özgür bir üretim sürecine girmelerini sağlarlar. Davet edilen sanatçılar arasında Murat Germen de vardır. Projeye katılan fotoğrafçılar arasında Ghada Amer, Gabriele Basilico, Anthony Goicolea, Naoya Hatakeyama, Sanna Kannisto, Gueorgui Pinkhassov, Dayanita Singh gibi derslerde öğrencilerine gösterdiği ve işlerini takdir ettiği fotoğrafçılar vardır. Sergi davetiyesinde fotoğrafları kullanılır, serginin küratörü işleri çok beğendiğini ve galeride en fazla erişim sağlanan köşeye özellikle onun eserlerini sergilediğini belirtir.
“Construct” projesinde, inşaat fotoğrafları üzerinden ‘inşa’ kavramını soyut anlamda inceler. Yalnızca mimari anlamda değil, toplumu oluşturan değerlerin de inşa edilebileceğini söyler. Yani insan yaşamının inşa edildiği fikrini vermeye çalışır. Özellikle Batılı yaşam tarzına baktığımızda insanların hayatının çok dikkatli bir şekilde yönlendirildiğini, planlandığını ve sonunda içlerinden çıkamayacakları sınırlarla inşa edildiğini görmek onu bu projeye iten etken olur. İtirazı, hayatı “lüzumundan büyük bir ev ve cebe uygun en pahalı araba” gibi benzer kurgular üzerinden sürdüren ve ifrat ile israfı pompalayan sistemedir. Sistem “rüya evler”i yüksek fiyatlarla satarak insanların hayatlarını 5-10-20 sene ipoteğe bağlamıştır; tüketici kıskıvrak yakalanmıştır. Bu tür binaları inşaat sırasında çekerek bu binaların “inşa” kavramına işaret etme potansiyeli taşıması onu “inşanın inşaatını” çekmeye götürmüştür.
Çağımız insanı tarihin tanık olduğu en farklı dönemlerden birinin içinde yaşıyor kuşkusuz. İçinde yaşadığımız çağı tarif etmek istersek teknolojik gelişmelerin baş döndürücü hızı içinde dünyanın yeniden biçimlendiğini, toplumların yeniden yapılandığını, bireylerin algılarının ve zihniyetlerinin giderek değişip dönüştüğü bir döneme karşılık geldiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Murat Germen eserlerinde bugünün karmaşık dünyasını birçok farklı açıdan ele alarak fotoğrafın güçlü etkisiyle buluşturur. Bu düşünce tarzı onun eleştirel tutumunun oluşmasında önemli bir rol oynar. Bu eleştirel tutum Murat Germen’in sanatsal içerikli çalışmalarına yansır. Özellikle toplumda ortaya çıkan olumsuz durumlara karşı olan duyarlılığını dile getirdiği fotoğraflarında toplumsal sorunlara, insanlığın değişimine fotoğrafları ile tanıklık eder. Çekmiş olduğu fotoğraflar teknikle - teknolojik gelişmeler ile birlikte -buluşarak disiplinler arası bir ortamda yeni bir söylem biçimine dönüşür.
Metamorfoz (başkalaşım) kavramı, biyoloji alanında “özellikle böceklerde ve amfibyumlarda, bir hayvanın embriyo evresinden ergin olana kadar geçirdiği biçim ve yapı değişikliği” olarak tanımlanırken kavramın edebiyat ve sanat alanında da kullanıldığı görülmektedir. Edebiyat alanında özellikle Kafka’nın Methamorphosis (Dönüşüm)’inde ve Publius Naso Ovidius’un “Metamorphoses” (Dönüşümler)’inde dönüşüm bir izlek olarak karşımıza çıkar. Franz Kafka’nın yapıtı olan Methamorphosis’de Marx’ın betimlediği yabancılaşmış toplumda insanın nasıl bir biçime girdiği, neye dönüştüğü ele alınırken, yapıtta temel kavram olan yabancılaşmanın acımasız bir betimlemesi yapılır. Resim sanatına bakıldığında ise metamorfoz; bir resim için yapılan tüm biçimleri, renk değişikliklerini, sanatçının biçemini, daha doğrusu anlatım özelliklerini içerir. Metamorfoz olayı, doğasal organizmanın resimsel organizma olarak oluşması anlamına da gelir. 2011- 2012 yıllarında Murat Germen çalışmalarında sıklıkla yer verdiği metamorfoz düşüncesini benimsemiş ve “Muta-morphosis” adını taşıyan bir dizi oluşturmuştur. Bu dizide yüzey figür ilişkisi çarpıcı biçimde vurgulanırken, olanaksız olan boyutlar arası yolculuk da fotoğraflanır. Doğada değişim anlamına gelen metamorfozlarda düzlemdeki düzenliliği bozmadan sürekli deforme edilen biçimler birbirine dönüşür.
“Muta-morphosis” (Muta-morfoz) serisini oluştururken esin kaynağı kenttir. Bu serisini kendisi şöyle açıklıyor:
Dikkate değer geçmişleri olan kentlerde farklı halk ve zaman dilimleri tarafından bırakılan izler farklı katmanlarda bir arada var oluyorlar. Küresel eğilim ve ekonomik şartlar çok katmanlı bu geleneksel kent yapısını zorluyorlar. Dilini artık yerel sayamayacağımız evrensel bir mimarlık, kentsel büyüme ile birlikte eski dokuya taarruz ediyor. Bu müdahale genellikle büyük kapital destekli mutenalaştırma üzerinden ilerliyor ve kentsel doku ile bileşenlerini mutasyona, hatta onun da ötesinde metamorfoza uğratıyor. Bu etkileşimi ve ardından gelen doğal ayıklanmayı takiben; bazı yapıtaşları yok oluyor, diğerleri ise ancak dönüşerek ayakta kalabiliyor.
Mutasyon ve metamorfoz mefhumlarından türeyen “muta-morfoz” kavramı ve ona bağlı olarak üretilen işler panoramik kent tasvirlerinin yatay düzlemde sıkıştırılması ile elde edildi. Bu sıkıştırma eylemi, kentlerin tarihi yapı stoku; konut ve iş merkezlerini barındıran bölgelerinde, kentsel gelişmeye karşı durabilen ve duramayan bileşenlerin arasındaki dinamiğe dikkat çekiyor. Bu daralma sonunda elde edilen görsel kent tefsiri, daha güçlü olanın yaşamaya devam ettiği ve hayatın akışını değiştirdiği bir süreç olan evrim kavramına gönderme yapıyor.
Muta-morfoz serisi gözün tek bir bakışta göremediği içeriği tek bakışa sığdırıyor. Bu fotoğraflar bütünüyle belgesel nitelikte, çekim sonrası bilinçli ekleme veya çıkarma söz konusu değil; sadece görüntünün ufki düzlemde sıkıştırılması sürecinde yok olan bazı bileşenler var. Serideki fotoğraf tabanlı anlatım, kentleri gezdiğimde aklımda kalan bölük pörçük sözcükleri içeren bir sinopsis aslında. Diğer bir deyişle, içinden kareler düşürülmüş ve pürüzsüz bir devamlılığı olmayan, stop-motion tekniğindeki gibi kırık hareketler içeren bir video metrajı gibi. Panoramik görselleştirmenin getirdiği çok perspektifli çatkı ve egemen tek perspektifin olmaması hali ise, Osmanlı minyatürlerindeki görsel yapıyı hatırlatıyor olması dolayısı ile zamanımız küresel görsel temsilini yerel muadiline bağlıyor.
Murat Germen insan, bitkiler ve diğer tüm canlılarla doğayı oluşturur tezinden yola çıkar. Sanatçıya göre doğa modern yaşamla birlikte asıl işlevinden kopmuştur. Sorgulamayan, eleştirmeyen, kendine dayatılan yaşam biçimini koşulsuzca kabul eden kent insanı oluşmuştur. Standartlaşan, tek tipleşmiş insan yaşamının yansımalarının görüldüğü kent insanı. Üst üste yığılmış kutular içinde yaşam süren bu insan toplulukları, büyük bir duvarın çevrelediği beton konutta yaşamlarını büyük bir yabancılaşma içinde sürdürürler. Bu yabancılaşmanın sorumlusu yine insandır. Çünkü insan doğaya aykırı düşen bir anlayış geliştirmiş, mimari yapılarda yaşamı tekdüzeleştiren bir yapıyı yaşamına katmıştır.

Ekim 2013’te bağımsız küratör Dr. Necmi Sönmez’in editörlüğünü yaptığı
“Yeni Türkiye” adlı kitabı, sanatçının yaklaşık olarak yirmi yıldan beri çektiği fotoğrafları bir araya getirerek, hem onun sanatsal gelişim çizgisine hem de bu zaman diliminde ülkenin geçirdiği değişim sürecine tanıklık etti. Bu fotoğraf serisinde Murat Germen bir fotoğraf sanatçısı ve mimarın bakış açısıyla Türkiye’nin son 20 yıllık değişimini ve o değişimin arka planındaki sosyal ve politik nedenlere ilişkin değerlendirmelerinden oluşan yeni fotoğraflarıyla daha da farklı açılardan büyüteç altına aldığı “Yeni Türkiye” kavramıyla birlikte, kendisine farklı bir duruş arayan “yaratıcı sanatın” güncel, politik, sosyal açılımlarını tartışmaya açmış oldu.

Murat Germen, son bir kaç yıldır su haklarının gaspı üzerine yoğunlaştığı araştırmaları "%5" sergisinde yer alan eserlerinin bütünlüğünde bir durum tespiti olarak izleyenlere sundu. Dünya ortalamasında; hidroelektrik enerjinin toplam enerji üretimi içindeki yüzdesine vurgu yapan “%5” adlı sergi, 25 Mart - 25 Nisan 2015 tarihleri arasında Millî Reasürans Sanat Galerisi’nde gerçekleşti.

Ankara’nın ilk özel arkeoloji ve sanat müzesi Erimtan’da 03 Temmuz - 30 Eylül 2015 tarihleri arasında kentsel planlamanın Ankara’da bıraktığı iz ve yaraları Murat Germen’in “Ankara: Öncü Modernizmden Öykünmeci Mimesis ve Sahte Fütürizme” adlı sergisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü itibariyle Türkiye Cumhuriyeti’nin stratejik başkenti olan Ankara’ya odaklandı. Fotoğraflar üzerinden kente ve kent kültürüne etki eden kararlar ile yapılan değişiklikleri mercek altına aldı. 3 - 8 metre arasındaki panoramalar, yüzlerce A4 ebadındaki belgesel nitelikte fotoğraf ve bilgisayarla dönüştürülmüş bazı fotoğrafik imgelerle kentin şimdiki ve geçmiş zamanları arasında geçirdiği dönemleri yakaladı. Serginin Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca yönetimler tarafından uygulanan farklı kent planlaması taktiklerini, çeşitli ideolojilerin kent üzerinde bıraktıkları iz ve yaraları yan yana koyarak karşılaştırmayı amaçladığını söyleyen sanatçı sonuçta ortaya çıkanın, öykünmeci taklitçilik ve beraberindeki ifrata kaçan yüksek katlı inşaat eyleminin üzerine dikkat çekti.

Tarihi, arka odalarından, bodrum katlarından gün yüzüne çıkarmaya çalışmanın önemi gittikçe artıyor. Geçmişi hatırlamalıyız ve öğrenmeliyiz diyen sosyologlar “unutma” ve “hatırlama” kavramlarına odaklanıyorlar. Toplumsal bellek oluşturmanın öneminden söz eden günümüz sosyal bilimcileri “ tarihi unutanlar tarihi tekrar hatırlamakla sorumludur” diye çağrılarına kulak vermeliyiz. Bakın onlar “hafıza rezervuarlarından “ söz ediyorlar. Günümüzde toplumsal hafıza kavramı, akademik bir ilgi alanı olmanın dışında “geçmişle hesaplaşma, geçmişle yüzleşme” başlıkları altında gündelik hayatı etkileyen ve geçmişi algılama biçimimizi değiştiren kuşatıcı bir kavram olmaya başladı. Toplumsal belleği oluşturmada geçmişi paylaşmanın ve aktarmanın altını önemle vurguluyorlar. Bu bağlamda Eylül 2015’te Arkas Sanat Merkezi İzmir’in bugününü ölümsüzleştirmek ve gelecek nesillere önemli arşiv aktarabilmek amacıyla “İzmir: Yarınlara bir Miras” projesinde Türkiye ve dünyadan on sekiz fotoğraf sanatçısına kapılarını açtı. Kendi yakın tarihimizle ilgili her açıdan düşündürücü ve çarpıcı kent görüntülerinin sanatçılar tarafından ele alınması, fotoğraf sanatını daha da ilginç bir hale getiriyordu.

Murat Germen’in fotoğraflarında kentin vahşi büyümesi günümüzde yaşanan hiç bitmeyen ve giderek yükselen inşaat çılgınlığını görmek ürperticiydi. Kent çamursu bir karmaşaya dönüşmüştü. Eserler, uzayarak devam ediyordu, her görüntünün bir parçası bize daha önceki yapılan bir karışımını ya da daha yoğunlaştırılmış bir şekilde kendini sunuyordu. Sanatçı “sonsuz şimdinin” görünen dünyasını mı sunuyordu? Fotoğraflar önümde uzayıp gittikçe umutsuzluğun verdiği acı da arttı. Bu kentte yaşayan ben miydim? Evet, bendim, o halde ben bu kentte bir noktaydım, hayır bir noktadan da ufaktım, ufacık ufacık bir varlıktım, kent benden daha büyüktü, o her gün oburlaşıyor, oburlaştıkça beni yiyor, o obezleştikçe ben cılızlaşıyor, ufalanıyordum. Yaşam alanım da, imkânlarım da ortadan kalkmıştı. Kentin korkunç ağırlığı ve hacmi altında gömülmüştüm. Durumum korkunçtu. İzleyicilere bir göz gezdirdim. Kimse kimseye bakmıyordu. Konuşacak bir şeyimiz yoktu. Tek düşünebileceğimiz “buna nasıl son verebiliriz” oldu.

İtalo Calvino’nun 1972 yılında yazdığı “Görünmez Kentler” i bildik kentler değil; kurmaca kentlerdir. Hepsine birer kadın adı verir. Yazmadan önce bir dosyada yaşamının kentleri ve kır manzaralarıyla ilgili sayfaları toplar, bir diğerinde zamandan ve mekândan bağımsız hayali kentleri. Bu dosyalar tıka basa dolduğu zaman, ondan nasıl bir kitap çıkarabilirim diye düşünmeye başlar. Böylece farklı evrelerden geçerek, bu kentler kitabının peşinden gitmeye başlar. Kimi zaman yalnızca üzgün kentleri, kimi zaman yalnızca mutlu kentleri düşünmek gelir içinden; bir dönem kentleri yıldızlı gökyüzüne benzettir, başka bir dönemse kentin dışında günden güne yayılan çöplükle konuşur. Sanki kişiliğinden ve düşüncelerinden kaynaklanan bir günlük olmuş olur; her şey kent imgelerine dönüşü¬r. “Kentler ve Anı”, “Kentler ve Arzu”, “Kentler ve Göstergeler”, dördüncü bir alt başlığa “Kentler ve Biçim” diye başlıklarla kentleri yazmayı sürdürür. Alt başlıkları çoğaltmak veya azaltmak ya da hepsini ortadan kaldırmak konusunda kararsız kalır. Birçok metni nasıl sınıflandıracağını bilemediği için yeni tanımlar aramaya koyulur.

Bir süre biraz soyut, hafif olan kentlerden bir grup oluşturabileceğini düşünür; daha sonra bu çalışmasını “İnce kentler” başlığı altında toplar. Bazı¬larını “ikili kentler” adı altında toplar, ama sonra onları öteki guruplar arasında dağıtır. Son anda yine bir değişiklik yapar, başka türlü sınıflandırdığı metinleri, özellikle “anı” ve “arzu”, ortaya çıkar. Örneğin, (kendini görsel özellikleriyle belli eden) “Kentler ve gözler” ve kendini değiş-tokuş ile belli eden “Kentler ve takas”: Anı değiş-tokuşu, arzu değiş-tokuşu, geçmiş değiş-tokuşu, kader değiş-tokuşu.

Italo Calvino, 29 mart 1983'te, New York Columbia Üniversitesi Writing Division yüksek lisans öğrencilerine verdiği konferansta “Görünmez Kentler”i oluştururken “Bugün kent kavramı bizim için ne anlama geliyor?” sorusunu kendine yönelttiğini söyler. Ve şöyle bir açıklamada bulunur: “Onları kent olarak yaşamanın gittikçe zorlaştığı şu günlerde, kentlere, son bir aşk şiiri gibi bir şey yazdığımı düşünüyorum. Belki de kent yaşamının kriz noktasına yaklaşmaktayız ve “Görünmez Kentler” yaşanmaz hale gelen kentlerin kalbinden doğan bir rü¬ya.”

Italo Calvino’ya göre kentler birçok şeyin bir araya gelmesidir: Anıların, arzuların, bir dilin işaretlerinin. Kentler takas yerleridir, tıpkı bütün ekonomi tarihi kitaplarında anlatıldığı gibi, ama bu değiş-tokuşlar yalnızca ticari takaslar değil; kelime, arzu ve anı değiş-tokuşlarıdır. Kitabı, mutsuz kentlerin içine gizlenmiş, sürekli biçim alıp, yitip giden mutlu kentler imgesi üstüne açılıp kapanır. Tüm ağırlığıyla dünyanın ve insanlığın üstüne çökmüş “ağır, şişmiş ve gergin” mega kentlere baktıkça, rüyalarında onun aradığı “hafiflik imgeleri”, şimdinin ve geleceğin düşleri yok olup gitmemelidir...

Murat Germen’in kent kavramı Italo Calvino’nun kent kavramı ile örtüşür. Her ikisi de mega kentlerin bireyin üzerinde yüklediği ağırlığı eserlerinde sorunsallaştırmışlardır. Murat Germen’in fotoğraflarda biçimsel ve içeriksel dönüşümler olduğu görülür. Yapılan dönüştürümlere bakıldığında biçimin ve içeriğin taklit edildiği, ancak figürlerin bazen olduğu gibi, bazen belli bir amaç doğrultusunda başkalaştırılarak yinelendiği, yapıtlardan arka plan, figür ve mekân gibi kimi öğelerin atıldığı, yerine yine belli bir amaç doğrultusunda başka eklemeler yapıldığı görülür. Ele aldığı yapıtın, zayıf yanlarını ortaya koymak, saldırıda bulunmak, onu gülünç duruma düşürmek, basit bir yapıya yüce bir tarzı uygulamak ya da tam tersine ciddi bir yapıtın gülünç taklidini yapmak gibi çeşitli biçimlerde ortaya çıkar. Amaç yapıta yeni bir anlam yüklemektir. Bir başka deyişle Murat Germen kentin biçemini taklit ederken konusunu değiştirerek anlamsal bir dönüşüm gerçekleştirir.

Günümüz sanatı eskiden olduğu gibi değildir artık. Onun yerine bir imgeler dili oluşmuştur. Bu imgeler sözcüklerin yetersiz kaldığı yerde yer alırlar. Yaşamlarımıza anlam katma arayışının canlı öğeleri olurlar. Murat Germen eserlerinde “kent” imgesinden yola çıkar, kendine göre bir imge dünyası yaratır. Onun eserleri bu imge gidiş gelişinden, imge ağından bağımsız okunamaz. Onun kent imgesi ham var olanı değil, estetik süzgeçten geçirilerek zihinde yeniden kurulan bir var olan olarak yorumlanabilir. Murat Germen, sanata özgü sorgulayıcı, kışkırtıcı, oyunsal bir fotoğraf dili oluşturmuştur. Dünyaya ve yaşama bakışını somut gerçekle örtüşmeyen “kent” imgesini devreye sokarak dile getirir. Kendisi ile içinde yaşadığı gerçeklik arasında yeni bir evren yaratır. İşte, bu onun evrenidir, onun sanatının gerçekliğidir.


Raşel Rakella Asal
Eylül, 2015

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/