Ürün Adı: Resmin Gizemli Dünyasında Bir Gezgin - Halilhan Dostal
Ürün Kodu: 1536
Bu ürün 321 kez incelendi.

 

 

Türk resim sanatının önemli isimlerinden Naci Kalmukoğlu adına düzenlenen “O, Bir Yıldızdı; Naci Kalmukoğlu” isimli retrospektif sergi, 20 Ocak 2013’de İzmir’deki Arkas Sanat Merkezi’nde sanatseverler ile buluştu. Nisan sonuna kadar izlenebilecek sergide, Kalmukoğlu’nun tema ve malzeme zenginliğini yansıtan değişik dönemlerinden yüze yakın eseri yer aldı. Serginin küratörlüğünü Naci Kalmukoğlu üzerine kapsamlı bir kitabı da bulunan Halilhan Dostal yaptı.
Sergi, sadece Naci Kalmukoğlu’nun işlerini gözler önüne sermiyor, aynı zamanda onun sanatçı kimliğini, kişiliğini ve yaşamını anlatır nitelikte. Böylece küratör olarak Halilhan Dostal’ın Kalmukoğlu’nu ne kadar iyi tanıdığı ve anladığı da ortaya çıkıyor. Çünkü “sergi” diye adlandırdığımız kültürel, toplumsal ve sanatsal eylem yalnızca ışıklandırma, duvarlara içerisinde sanat yapıtlarını barındıran çerçeveler asmakla, broşür ve katalog yayımlamakla gerçek “sergi” niteliği kazanmıyor. “Gerçek” ya da bir başka deyişle, “hakiki” sergide önemli olan sanatçının yaşamının, karakterinin, kişiliğinin anlaşıldığının, tartışıldığının, önemsendiğinin “sergilenmesi”, toplumda farkındalık yaratılması ve sanatçının işlerine her yönden değerlendirici bir gözle bakılması. Sonuçta, serginin kendisinin bir “yapıt”a dönüşmesi belki de. İşte bu noktada Halilhan Dostal’ın başarısından söz etmek gerekiyor.
Halilhan Dostal başta resim olmak üzere plastik sanatlar alanında galerici, danışman ve sanat yazarı olarak 30 yılı aşkın süredir hizmet veriyor. 1997 yılından bu yana, Yeni Binyıl Gazetesi yanı sıra Türkiye'de Sanat, Sanat Çevresi, Genç Sanat, Antik Dekor gibi sahasında iddialı süreli yayınlar ve www.bugunbugece.com adresli 'sosyal yaşam rehberi'nde onlarca, makale, akademik yazı ve araştırmaları yayınlandı. 'Türkiye'de Sahte Resim ve Ekspertizm'(2001), “Naci Kalmukoğlu (2007) ve “Işığı Arayan Adam (Batılaşma Sürecinde, Türk Resim Sanatı Tarihi l700-l950” (2012) isimli kitapları yayınlanan Halilhan Dostal halen, Zeytinli Belediyesi Sanat Danışmanlığı yanı sıra, www.bugunbugece.com'da editörlük ve resim pazarı üzerine yazarlık/araştırmacılık görevlerini yürütüyor.
Bu sayımızda Halilhan Dostal’la “O Bir Yıldızdı: Naci Kalmukoğlu” sergisi üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik. Şimdi sözü Halilhan Dostal’a verelim.

Naci Kalmukoğlu üzerine bilgi ve materyele nasıl ulaştınız? Onun üzerine yaptığınız kitap çalışmanızdan söz eder misiniz? Kitabı kaç yılda tamamladınız?

Bildiğiniz üzere kitap, 2007 yılı sonunda basıldı ve takip eden yılın başında da yayımlandı. Araştırmalarıma bir kitap projesi olarak başlamamıştım. Türkiye’de Sanat Dergisi’nde yazılarımın yayımlandığı süreçte, yayın sahibi; Doğan Paksoy, Kalmukoğlu ile ilgili yazı dizisi hazırlamamı rica etti. Özel nedeni de, Kalmukoğlu’nun ikinci eşi; Cornelia’nın, bir İstanbul Rum’u olan babaannem Zinovia’nın kuzeni olması. Doğup, büyüdüğüm evin duvarlarında Kalmukoğlu’nun resimleri, aile albüm ve çerçevelerde fotoğrafları vardı. Kısacası, aileden birisiydi ve O’nu, aktarılan bilgi ve anekdotlar bağlamında oldukça iyi tanıyordum. Ayrıca resim sanatı ile harmanlanan yaşamımda, özellikle amatör sınırları aştıktan sonra gördüm ki, değerleri yanı sıra iyi de bir ressam. Bununla birlikte, Türk resim sanatı üzerine inşa edilmiş yazında, kitaba kadar sadece, sanatçı adına düzenlenmiş sergilere ilişkin sanat tarihçilerinin kaleme aldığı tespit yazıları vardı. Bu yazılarda, sanat anlayışıyla ilgili yorumlar genel hatları itibariyle doğru, ancak yaşamı ile ilgili yazılanlar ise hayli eksikti. Üstelik azımsanmayacak yanlışlıklar da vardı. Bunun en somut göstergesi, Kalmukoğlu’nun dört farklı ölüm tarihidir.
Önceleri, ortaya çıkacak çalışmayı, birkaç bölümden oluşan bir makale dizisi olarak yayımlamayı düşündük. Sanatçı ve üretimine ilgi duyan ve özellikle Beyaz Ruslar’a ilişkin sürece hâkim olan dostlarla bir araya geldik ve çalışmaya başladık. Ancak Kalmukoğlu’nun yaşamına ait somut veriler ‘yok’ denecek kadar azdı. Yazı ilerlemiyordu ve süreç epey uzadı. Ardından, yurtdışında yaşayan bir yazar dostumun öneri ve yönlendirmesiyle “tersine kurgu” metodunu uyguladım. Bunun üzerine, bir filmi tersten çeker gibi Kalmukoğlu’nun ölümünden başlayarak doğumuna doğru yol aldım. Sağ olsunlar, hangi dostun ya da meslektaşımın kapısını çaldıysam, fazlası ile yardımcı oldu. Ellerinde ne varsa paylaştılar. Tahminimin üzerinde materyale ulaştım, veriler ve söyleşilerle desteklenen metin, artık makale dizisine sığmayacaktı. Bu noktadan sonra sanatçının hakkı ve bana düşen görev; kitap çalışmasıydı. Kitabı yaklaşık dört yılda tamamladım. Ancak yayımlanması yedi yılı buldu.
‘O, Bir Yıldızdı; Naci Kalmukoğlu’ başlıklı retrospektif sergi nasıl gerçekleşti?
Retrospektife değin, Kalmukoğlu adına düzenlenmiş dört sergi var. Kimi yayınlarda, söz konusu sergiler için ‘retrospektif’ terimi kullanılsa da, içerik ve yüklem olarak doğru değil. Bunlar küçük sergiler; ölümünden sonra düzenlendiği için ‘retrospektif’ olarak anılıyor. ‘Retrospektif Sergi’yi, genel hatları itibariyle; ‘yaşayan ya da ölmüş bir sanatçının farklı süreç, anlayış, teknik ve malzemelerle üretmiş olduğu seçkin yapıtlarının bir araya getirildiği ve bir anlamda da dönem okuması diyebileceğimiz bir düzenleme’ olarak tanımlayabiliriz.
Sergilerden ikisi, Emlak Kredi Bankası tarafından Ankara ve İstanbul’da düzenlenmiş ve ağırlıklı olarak Burhan Soydan Koleksiyonu’ndan eserlere yer verilmişti. Kapsamlı bir araştırma yaptığımı ve 600’ü aşkın esere ulaştığımı duyunca, Mine Örses aracılığıyla bankadan aradılar ve ‘kitabı biz basmak istiyoruz’ dediler. Prensip olarak, anlaştık. Ancak, birkaç ay içerisinde, banka yönetimi değişti. Yeni yönetim de, projeye devam etmek istedi, ama “nü giremez, bu erotik…” gibi söylemlerle kitapta yer alacak eserlere müdahale edilmeye başlandı. Bunun üzerine, kendilerine teşekkür ettim ve projeden affımı istedim. Yaklaşık iki yıl sonra Arkas Grubu, art direktör; Niko Filidis aracılığıyla kitap çalışmamdan haberdar olmuş. Yayını birlikte gerçekleştirmek istediklerini söylediler. Bir yıllık derleme süreci sonrası, kitap yayınlandı.
Retrospektifi, kitap projesinin bir parçası olarak dağıtımı ile eş zamanlı gerçekleştirmeyi planlıyorduk. Ancak, o süreçte benim sağlığım bozuldu. Toparlandıktan sonra da, arzuladığımız niteliklerde salon bulmakta sorun yaşadık. Dolayısıyla sergi fikri, günün koşulları gereği rafa kalktı. Ancak zaman içerisinde, Arkas Sanat Merkezi (ASM) projesinin gerçekleşmesi ve kendi mekânımızın oluşması, sergiyi bünyemizde yapılması tasarlanan etkinlikler zincirine ekledi. ASM, Kasım 2011’de hizmete girdi. İlk sergi; “Arkas Koleksiyonu’ndan Post-Empresyonizm”, ikincisi; değerli dostum Erol Makzume’nin küratörlüğünü üstlendiği “Batılının Fırçasından Ege’nin Bu Yakası” isimli oryantalizm eksenli sergi, üçüncüsü ise; Ahmet Ertuğ’un objektifinden ‘kütüphaneler ve opera saraylarını konu alan “Sessizliğin Yankısı” adlı fotoğraf sergisi. Merkezde bugün için, her yıl üç sergi yapılması planlanıyor. 2013 yılının ilk etkinliği olarak da Naci Kalmukoğlu retrospektifini düzenledik.

Küratörlük nedir? Küratör ne iş yapar? Küratör için’ sergi yapımcısı’ diyebilir miyiz?
Küratörlüğü, genel hatları ya da anlamı itibariyle, ‘sergi yapımcısı veya düzenleyicisi’ olarak tanımlayabiliriz. Ancak üzerinde hassasiyetle durulması gereken husus, kavramın ‘sergi organizatörlüğü’ ile karıştırılmaması gereğidir. Zira, küratör; hemfikir olduğum Enis Batur’un tanımlaması doğrultusunda, başta edebiyat ve ilgili disiplin olmak üzere sanat, sosyoloji, felsefe, bilim ve tarih ile harmanlanmış kimliğiyle yaratıcı, perspektif sahibi, çözümleyici ve gözlemci olmak ve bu bağlamda, yazın da dahil üzere üretim süreci ve sergiye katkı sağlayan kimliktir.

Küratörlüğün bir ekip işi olduğunu biliyoruz. Bu tamamıyla profesyonel çalışma ile gerçekleştiriliyor. Türkiye'de küratörlük kavramı genel anlamda başarılı olduğunu söyleyebilir miyiz?
Yüklemin, ekip işi olduğu tespitiniz son derece doğru. Narsist bir yaklaşım gibi gelebilir, ancak ‘küratörü’, bir orkestra şefi gibi değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Nasıl, elinizde sanatçı/sanatçıların ürettiği bir güfte ve besteyi, enstrümanlardan oluşan bir orkestra ile layık olduğu şekliyle icra edebileceğiniz gibi, bir sergiyi de, ancak ehil, birbirine kaynaşmış ve açıklarını giderebilecek kişilerden oluşan bir ekiple düzenleyebilirsiniz. Proje editörlerinden, katalog çekim ve tasarımına, pr grubundan, müze yönetimine, eserlerin naklinden asılmasına değin teknik destek veren ekibe, Kalmukoğlu retrospektifine katkı sağlayan kişi sayısı; 30 dolayındadır.
Bir başka örnekse, yakın dostum; ressam Metin Ünsal ile birlikte tasarladığımız; ‘Yaşam Haritaları’ başlıklı projedir. Bu bağlamda, Ünsal’ın 2009’dan günümüze aşama aşama oluşturduğu üretimi, yeni yapıtlarla destekleyerek, belli bir kronoloji ve disiplin içerisinde sanatseverlerle paylaşma kararını, 2010 yılında aldık. Sergilemeyi üç aşamada, gerçekleştirmeyi planladık. Nitekim ilk iki ayağa ilişkin üretimi, geçtiğimiz yılın şubat ve eylül aylarında ‘İmgeler Atlası’ adı altında Ekavart Gallery, ‘Yaşam Sözleşmeleri’ başlığıyla Bodrum Nurol Sanat Galerisi’inde sergiledik ve yazılı disiplin altına aldık. Üçlemenin son halkası olan ve ‘Varoluş Şifreleri’ adını verdiğimiz sunumda, “umutları” simgeleyen haritaların başat olduğu, yağlıboya tekniği ile üretilmiş, portre ve figür zenginliği olan kompozisyonlardan oluşan yapıtlar yer alıyor. Sergi, 20 Mart tarihinde F.M.V. ve Işık Okulları Galeri Işık’(Teşvikiye)’da sanatseverlerle buluşacak ve 20 Nisan’a değin sürecek… Küratörlüğünü benim, Sanat Yöneticiliğini; Meriç Aktaş Ateş’in üstlendiği son serginin arkasında, çekirdek kadro hariç, tam 17 kişinin emeği var.


Bu çalışmalar sayesinde birçok sanatçı Türkiye dışında çalışma şansını yakalamış oldu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Yapımcılığını küratörlerin üstlendiği özellikle bienal ve trienal gibi uluslararası organizasyonlarda yer alan sanatçı ya da sanatçı adaylarının dışa açılmalarını son derece önemsiyorum. Bilindiği üzere günümüzde küratörlerin iki yöntemle hareket ettikleri görülür. Ya özel veya kamu kurumları sergi düzenleme tekliflerini küratörleri büyük yetkilerle donatarak ortaya koyarlar, ya da kendini küratör olarak gören ya da niteleyen kişi imgeleminde bir sergi oluşturur, sanatçı kadrosunu belirler ve ardından bilgi, deneyim, beceri ve ilişkileri doğrultusunda maddi ve manevi destek oluşturarak, üstlendiği işi realize eder. Dolayısıyla, özellikle küratör-sanatçı ilişkisi daimi olmayıp, değişkendir. Bir başka deyişle bir etkinlik için seçilen ve üstüne üstlük büyük yankı uyandıran bir sanatçıyı, aynı küratörün bir başka yüklemine ilişkin kadrosunda bulamayabilirsiniz. Özetle ve Mehmet Yılmaz’ın pek sevdiğim ifadesiyle ‘İktidarın yeni ortağı; Küratör’ün sürekli devinim(!) arz eden benzer organizasyonlarda sanatçı ve hatta sanat yapıtı; neo-liberal sistem ve pratiklerin egemen olduğu günümüzde, bırakın muhalif olmayı özerlikten dahi arınmış; ‘onaylayan, işbirlikçi ve iliştirilmiş’ aktörlerdir. Etkinlik bittikten sonra geriye bir tek katalog kalır.


Türkiye'de kaç küratör sayabilir misiniz? 1990'larda çok sayıda okul kuruldu. Bu iş sektörleşmeye başladı. Türkiye'deki genç kuşak küratörlerin en az yarısı okullu. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Tüketim toplumuna özgü travmalardan birisi, kuşkusuz ‘bolluk bunalımı’dır. Üzülerek ifade etmek isterim ki, küratörlük de bundan nasibini almıştır. Bununla birlikte ortaya koydukları işlerden büyük keyif aldığım ve açık yüreklilikle ifade etmek gerekirse bilgilendiğim, son derece düzgün işler ortaya koyan ve bu sıfatı hak eden yetkin küratörlerimiz de var. Necmi Sönmez, Vasıf Kortun, Haşim Nur Gürel ve Haldun Dostoğlu benim için öncelikli isimler.
Salt, okul bitirmekle küratör olunmaz. Bu meslek, bilgi, deneyim, sezgi, vizyon ve disiplinler arası koordinasyon ister. Söyleşimizin başında da ifade ettiğim gibi, günün ve toplumun gereksinimlerini sanat, sosyoloji, felsefe, bilim ve tarih ile harmanlayarak oluşturacağınız bir görsel sentezdir. Küratörün görev alanını; ‘düşündürmek değil, heyecanlandırmak’ şeklinde söylemleştiren yaklaşımlarla hem fikir olabilmem mümkün değil. Zira ‘duygunun geçici, akıl ve bilimin kalıcılığı’ savından hareketle, böylesi önemli bir sorumluluk içeren/isteyen misyonu, güncel tercihler yanı sıra, salt geçici değerlere indirgemek, kolaycılık olacaktır.

Basından takip ettiğime göre Akademi Zeytinli'de sürdürülen çalışmalar sanatla ilgisi olan özellikle çağdaş resim sanatını önemseyen ziyaretçilerle dolup taşıyor. Hakan Esmer, Ekrem Kahraman, Semih Kaplan, Seydi Murat Koç, Serdar Leblebici, Peruze ve Ümit Yiğit Ahmet Yeşil gibi Türkiye'nin sevilen ressamlarının katıldığı bu yılki sempozyum çalışmalarında sanatseverler yetkin sanatçıları çalışırken seyretmenin keyfini yaşadılar. Akademi Zeytinli'yi bizlere tanıtır mısınız?
‘Akademi Zeytinli’, uzun yıllardır havasını soluduğum, yöre halkını tanıdığım ve 2008’den bugüne, yaşamımı sürdüğüm Balıkesir’in Edremit ilçesi, Zeytinli belde belediyesine bağlı bir çağdaş sanat birimi. Asli üretimim yanı sıra, 2009 yerel seçimleri sonrası söz konusu belde belediyesinin sanat danışmanlığı görevini de üstleniyorum. Gözlemlerime dayalı potansiyeli Belediye Başkanımız; S.Hasan Arslan ile paylaştıktan sonra, başta resim olmak üzere plastik sanatlar alanında daimi faaliyet gösterecek bir birim oluşturmaya karar verdik. Fiziki yapılanma süreci sonrası Akademi’yi Haziran 2010’da hizmete soktuk. İlgili birimde, başta Emel Tuna olmak üzere yetkin kadrolarca haftanın altı günü teorik ve pratik resim eğitimi veriliyor. Eğitim programını denetlemek ve refakat etmenin yanı sıra ben de, üç grup halinde eğitim alan katılımcılara, her hafta cuma günleri 8000 görselden oluşan arşiv eşliğinde ‘Türk Resim Sanatı’ dersleri veriyorum. Yıl boyu üretilen işleri, kimi zaman coğrafyamızda, kimi zamansa yurdun çeşitli bölgelerinde işbirliği içerisinde bulunduğumuz kurumların olanakları doğrultusunda sergiliyoruz. Yaz aylarında geleneksel kimlik kazandırdığımız ve ülkemizin seçkin sanatçılarının yer aldığı bir plastik sanatlar sempozyumu düzenliyoruz. Söz konusu süreçte, akademi öğrencileri, yöre haklı ve Körfez’de tatillerini geçiren yurttaşlar hem katılımcı sanatçıların üretimlerine tanık oluyorlar, hem de düzenlenen söyleşi, konferans ve panel benzeri akademik buluşmalar aracılığıyla bilgileniyorlar. Bunun yanı sıra, her ay konuk ettiğimiz sanatçıların yer aldığı ‘Sanatçı Haftaları’, sergi, müze, fuar, bienal gibi kültür-sanat etkinliklerini içeren geziler, haftanın bir günü sanatçı biyografileri, klasik ve güncel yapıtları izlediğimiz sinema günleri diğer faaliyetlerimiz. Geleceğe dair en önemli projemiz; yöremizde yaşayan, ilgili, yetenekli ve özellikle olanakları kısıtlı çocuk ve gençlerimizi güzel sanatlar lise ve fakültelerine hazırlayabilecek bir sistem oluşturmak.

Hep büyük sanatçılardan söz edilir. Ama bu sanatçıların arkasındaki izleyici kitlesi görmezden gelinir. Bu izleyici kitlesi oluşmadan büyük sanatçının bir önemi kalmaz. Diyeceğim sanatçı kadar onu izleyenler de o sanat dediğimiz büyülü ve yüce dünyayı hep birlikte var ederler. İzleyicisi olmayan bir sanatçıdan söz edemeyeceğimize göre, bir sanat yapıtını yorumlayan izleyicinin de önemine vurgu yapmak istiyorum. Siz bu anlamda, Akademi Zeytinli’de eğitim veriyor musunuz? Sanat, kişinin nesneyi algılayıp kavradığı yere kadar vardır; ötesi ona kapalıdır. Sanatın bizi götürdüğü yere ancak kapalılığı açık kıldığımız ölçüde ulaşabiliriz. Bu bağlamda her yapıt açık yapıt değil midir?

Sanırım bu sorunuza, bir önceki bölümde, kapsamlı yanıt verdim. Ancak yeri gelmişken bir hususun altını önemle çizmekte yarar görüyorum. ‘Sanat Olgusu’ dediğimiz üçgen, bir saç ayağıdır; üretici, aracı ve alıcı. Burada kullanılan ‘alıcı’dan kasıt, sergilenen yapıtı salt maddi olarak satın alan kişi değildir. ‘Alıcı’; sanat tarihine yerleşmiş ve kabul gören bir terim deyiş olarak; üretilen sanatsal yapıtı gerek fiziksel yetiler, gerekse düşünsel ve görsel birikimi doğrultusunda algılayan ya da bedelini ödeyerek satın alan kişi olarak tanımlayabiliriz. Bir başka deyişle, bilgi ve duyguları yanı sıra sezgisini katalizör olarak kullanan ve yapıtın yüklemini algılayan izleyicidir. Sanatçı kendini anlatabilmenin yollarını araştırır ya da bulurken, izleyici de ressamı anlamak için gerekli donanımları edinmek adına çabalamak zorundadır.
Dolayısıyla hiçbir sanat eseri, algıya ya da okumaya kapalı değildir. Açıklığı ise sizin donanımınız oranındadır. Akademide verdiğimiz eğitimin bileşkesi de, sanat yapıtının üstlendiği misyonu çözümleyecek bireylerden oluşan göz kültürü zengin ve gustosu gelişmiş/yüksek bir toplum yaratmaktır.
Bununla birlikte, resmi sevmek ve duvarına asmak hakkı, sadece resimden anlayanların hak ve imtiyazı mıdır? Aksine, izleyici soru sorar, bu bağlamda söylem(sanatçı duruşu) ya da eylem(resim) olarak yanıt alamazsa, sorumluluğun bir kısmı da, şüphesiz izleyiciyi kitlesinin düzey ya da donanımı tahlil yeteneğinden yoksun üretenindir.

'Işığı Arayan Adam’(2012) isimli kitap çalışmanızdan söz eder misiniz?
Kitabı, iki bölümden oluşan dizi ve ancak bir bütün olarak tasarladım ve yazdım. Birinci bölüm, Osmanlı ile başlayan ve Cumhuriyet’le devam eden süreçte, gerek burslu olarak devlet desteğiyle, gerekse bireysel olanaklarıyla mesleki eğitimlerini tamamlamak ve görgülerini geliştirmek adına yurtdışına giden ve ardından ‘ilahi bir armağan olan bilgiyi’ toprağına taşıyan sanatçılarımız anısına kaleme aldığım, ‘Batılılaşma Sürecinde, Türk Resim Sanatı Tarihi(1700-1950)’nin kısa bir öyküsünü içeriyordu. İkinci bölüm ise, rol model olarak Fransa’da eğitim gören ve genç yaşta İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde fresk atölyesini kuran, ressam Nüzhet Ayetullah Sumer(1905-79)’in yaşam öyküsü, sanat anlayışı ve yapıtlarını içeriyor. Kitabı, sanatçının tek varisi ve aynı zamanda bir ressam olan kızı Nazan Akpınar’ın önerisi ve eşzamanlı olarak düzenleyeceğimiz retrospektif sergiye talip olan banka ile ortaklaşa yayınlamak üzere yola çıktık. Ancak, kurumun yayın politikası ve telife esas şartları kabul edilebilir olmadığı için projeyi ötelemek zorunda kaldık.
İlk bölümü içeren öyküyü, davet edildiğim yüksek öğrenim kurumları yanı sıra Akademi Zeytinli’de eğitim gören katılımcılarla paylaştığım için, derlerimize tanık olan ve verilen emeğe saygı duyan Belediye Başkanımız Sn.Arslan duyarlı bir yaklaşımla, münferit olarak değerlendirmemiz gerekliliğinden yola çıkarak kurumun ‘kültür ve sanat yayınları’ kapsamında basılmasını önerdiler. Bunun üzerine, oldukça zengin referansları olan, başucu kitabı olarak niteleyebileceğimiz ‘Batılılaşma Sürecinde, Türk Resim Sanatı Tarihi(1700-1950)’ başlıklı bölümü; ‘IŞIĞI ARAYAN ADAM’ adı altında ve Türk resim sanatının seçkin fırçası; Nazmi Ziya Güran(1881-1937)’ın ’Ölümünün 75.Yıldönümü’ anısına 2012 yılının Mart ayında yayınladık.

Halilhan Dostal’ın küratörlük serüveni sanata olan tutkusu ile başladı. Bu tutkuyla sanatı duyumsadı, derinliğine sezdi, bilgisine ulaştı ve bundan da öte bizleri aydınlatmaya yöneldi. Artık sonsuza dek sanatın derinliklerindeydi. Dileriz sanat dünyasının esrarengiz, heyecan verici, büyüleyici dünyası onu hiç terk etmesin.

Raşel Rakella Asal
6 Mart 2013

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/