Ürün Adı: Resme Gönüllü Bir Sürgün - Çetin Erokay
Ürün Kodu: 1537
Bu ürün 261 kez incelendi.

 

Resmi benim gibi sevenlerden misiniz bilmem, fakat benim gibi resim eğitimi almamış, bilgisi ve görgüsü gezdiği sergilerle, müzelerle, okuduğu kitaplarla, baktığı resimlerle sınırlı biri için “bir resmi” çözmenin ne kadar zor olduğunu bilirsiniz. Bana asıl haz veren, sergi gezmek ve sergilenenler üzerine düşünmek. Çünkü sanat eseri bir kez karşılaşılınca, önünden geçilip gidilebilen bir olgu değil. Bir resme bakarken resmin bana anlattıklarıyla sanat dünyasını algılamamda bir farkındalık, başka bir deyişle sanat hakkında yeni boyutlar ediniyorum. Sanat da bu demek değil mi zaten.

Ocak 2013 İzmir kent yaşamı açısından önemli sergilere tanıklık etti. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından getirtilen Salvador Dali’nin eserleri yoğun ilgi gördü. Dali sergisi için sanatseverlerin yanı sıra öğrenciler de Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi’nin yolunu tutuyor. Sergide, Dali’nin toplam 46 özgün eseri yer alıyor. Görmeyenleriniz için belirtmekte yarar var, sergi 2 mart’a dek serecek.

Ocak ayında Konak Belediyesi Güzelyalı Kültür ve Sanat Merkezi’nde Paris’te eserleri sergilenen ressam ve heykeltıraş Cem Sağbil’in sergisi onurlandırdı biz İzmirlileri. Onun ardından Ekrem Kahraman’ın “Açık Adres” adlı resim sergisi yine Konak Belediyesi’nin katkılarıyla Nar Galeri Konak Pier AVM’de izleyicinin karşısına çıktı.

Bir başka ilginç sergi de Yapı Kredi Private Banking, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık işbirliği ile düzenlenen Hisseli Harikalar Kumpanyası Meraklılarından Sıra Dışı Objeler Sergisi oldu. Sergi 17 ocak - 31 mart 2013 tarihleri arasında İzmirlilerle buluşuyor. İzmir Decozone Art Shop Sanat Galerisi'nde devam eden sergide, İzmirli koleksiyonerler ile Yapı Kredi Private Banking müşterilerine ait toplam 200'e yakın obje, belge ve siyah-beyaz fotoğraf yer alıyor. Birçoğumuzun evinde ailesinden miras kalan ve manevi değeri nedeniyle atmaya kıyamadığımız şeyler vardır. İşte bu hatıralarından vazgeçmeyen kişiler tarafından yıllarca saklanarak, bu sergide bir araya getirilen bu objeler İzmirli sanatseverlerle buluşmuş oldu.

Durun daha bitmedi. Önümüzdeki aylarda İzmir’in sanat günlüğünde iki etkinlik daha yer alıyor. Bu yıl ikincisi düzenlenen Uluslararası İzmir Sanat Bienali, l-5 mayıs tarihlerinde hayata geçiyor. Bu biennalde, 58 ülkeden 500’in üzerinde sanatçının l600 eseri İzmir’e konuk olacak.

Biennal biter bitmez 6 mayıs 2013 tarihinde EURO ASIAN WORLD WIDE’ın İzmir Sergisi açılacak. Sergi 20 mayıs 2013 e kadar açık olacak. Sergide teşhir edilen eserler sanatseverlerin beğenisine Resim Heykel Müzesi Turgut Pura Salonuna sunulacak. Sergide satış da olacağından İzmirli kolleksiyonerler yabancı sanatçıları takip edebilecekler.

Diyeceğim o ki, kentimizin bugünkü sanat takviminin böyle yoğun olması bir İzmirli olarak beni mutlandırıyor. Sanatsal açıdan bir kıpırdanma yaşadığımız bugünlerde böylesi bir sevinci duyumsamak insanı rahatlatıyor. Günümüzün oraya buraya, şu işe, bu işe koşuşturmak, ona buna anlatmak, yanlış anlamaları düzeltmek, dinlemekle geçen yoğun yorucu anlarımızı düşününce sergi mekânları hayatı yaşanır kılan etkinliklere dönüşüyor.

İşte yine İzmir’den bir ressam! Size bu sayımızda Selçuk Yaşar Resim Müzesi’nin kuruluşuna öncülük eden ve müzenin kuruluşunu gerçekleştiren Çetin Erokay’ı tanıtmak istiyoruz:

Lisans ve Yüksek öğrenimini İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesinde tamamladı. İlk resim sevgisini ve eğitimini Mürşide İçmeli’den aldı. Sanatçı dostlarının eleştiri ve yönlendirmeleri ile kendi araştırma ve incelemeleri doğrultusunda sanatsal çalışmalarını sürdürdü; pek çok karma sergiye katıldı, kişisel sergiler açtı. Bir eseri 1992 yılında gerçekleştirilen IV. Uluslararası İzmir Film Festivali’nin afişi olarak kullanıldı.1998 yılında gerçekleştirdiği bir grafik tasarım ile International New York Festival de finalist oldu; o yıl bastırılan “The World’s Best Work” kitabında yer aldı.

1970- 2005 tarihleri arasında, E.Ü. İletişim Fakültesinde Halkla İlişkiler ve Reklam dersleri verdi. 29 ocak 2011’de Viyana’daki Gallery M’de açılan Asya, Avrupa ve Amerika’dan otuz beş sanatçının katıldığı “21. yüzyıl Sanatı ve Sanatçıları” sergisinde, “Abstract” eseri ile yer aldı.

Şimdi sözü Çetin Erokay’a bırakalım…

Resim yapıldıkça, bir ressamın içsel dünyasında dönendikçe, kendine yeni kalıplar ve geniş soluklu çağrışımlar bulur. Resim serüveninizin şu güne kadar geldiği gelişim sürecinden söz eder misiniz?

ÇE- Ben uzun bir aradan sonra 1984 senesinde tekrar resim yapmaya başladım. 1985 senesinde İzmir’in ilk galerilerinden biri olan Füzen Sanat Galerisinde açtığım Kuşlar Çeşitlemeleri sergimde de, tabiri caizse her şeyden arınmış, sabah veya akşam güneşinin yansıması altındaki kuşları tablolarıma aktarmıştım. Ben resimde yalınlığı ve duygu yoğunluğunu bir arada arıyorum. Yalınlık, artık günlük yaşam içinde yoğun tempoda çalışan insan belleğini, gözlerini dinlendiriyor. Sanatçı artık gördüğünü değil, düşüncelerini, hayal gücünün ürünlerini tuvale yansıtmalı. Gördüğümüzü tespit etmek için artık her kişinin cebinde cep telefonunda fotoğraf makinesi ve video var. O zaman günümüz sanatçısı farklı şeyler söyleyebilme çabası içinde, farklı şeyler sunabilme çabası içinde olmalı.

Resimlerinizde renkler arası geçişleri ve renkleri karıştırarak yeni yapılar elde ediyorsunuz. Resimde yarattığınız renk paletiyle izleyicinizi resmin içine almayı başarıyorsunuz. Sizin renklerle serüveniniz nasıl oluştu?

ÇE_ Benim renklerle serüvenim, orta öğrenimdeki iyi bir resim öğretmeninin beni teşvik etmesi, beş yıl sürekli özel ilgi göstermesi ve eğitmesi ile başladı. Ben hep kendisine şükran duydum. Bu güne kadar sanat âlemine değerler kazandıran Prof. Mürşide İçmeli ’den söz ediyorum. O zaman genç bir öğretmen olarak atanmıştı orta öğretim müessesesine. Daha sonra öğretim üyesi oldu. Bu ilk tanışmamdır resimle. Uzun yıllar sonra Yaşar Grubu’nda çalışırken bir yandan da hobi olarak resim yapıyordum. Bunları gören Halil Akdeniz, Adem Genç gibi öğretim üyesi arkadaşlarım ve Turgay Gönenç sergi için yüreklendirdiler. Ben ilk sergimi açarak tekrar resim dünyasının içine adım attım. Resim öyle bir şey ki sizi bırakmıyor devamlı arayışlar sürüyor. Zaten bir sanatçının ilk sergisini açması bence bir taahüttür. Bundan sonra bu dünyada ben de olacağım demektir.

Resimlerinizde hep bir yenilenme, klasik resim anlayışına taze duyarlılıklar kazandırma isteğinizi yakalıyorum. Kuşkusuz bu bir birikimin sonucu. Resme bakışınızın donanım kazanmasından söz edelim. İlk günkü resimlerinizle bugün geldiğiniz noktayı nasıl değerlendirirsiniz?

ÇE_Ben 1970’lerin sonlarında tekrar resme başladığımda, konulu resimler yapıyordum. Sosyal hayatı tuvale yansıtan resimler. Zaten bunlar küçük boyutlu 40 x 50 ve daha küçük boyutlarda olan resimlerdi. Bu resimlerin biri sevgili aziz dostum, yazar ve şair Bülent Akkurt’un çalışma masasının arkasında asılıdır. Diğerlerinin tümü bende. Birden yalınlama arayışına girdim.” Kuşlar Çeşitlemeleri “ dizisinden sonra “ Oluşumlar” serisi ile soyut resme adım attım. Bunu “Parçalanmalar” dizileri takip etti. Fakat İzmirliler benim “Kuşlar Çeşitlemeleri” sergimi hep hatırladılar ve devamlı talep geldi. Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfından Sema Kemahlı beni bir “Parçalanmalar” sergimin açılışında tekrar kuşlar sergisi yapmaya ikna etti. Çünkü gelenlerin çoğu “Kuşlar Çeşitlemeleri”mi hatırlıyordu. Altın Yunus, Bozcaada ve Bodrum sergileri kuşlarla devam eden sergiler oldu. Daha sonra tekrar soyut resimlerime döndüm. Bir gün bir ressam arkadaşım Hülya Yalçın “soyutta çok iyi bir denge yakalamışken, harika şeyler çıkarırken gene neden kuşlara döndün” dedi. Ben de zaten dönecektim, dönüş o dönüş.

Gerçek resim, her ressamı bir öncekinin üstünde bir resim yapmaya tetikler. Bu resme bakan ressam hemen tuvaline sarılır. Sizi etkileyen ressamlardan söz edelim… Size katkı sağlayan ve sizi sürekli çağrışımlar bombardımanına maruz bırakan ressamlardan…

ÇE_Ben her sergiyi görmeye çalışırım. Her sergiden alınacak bir şeyler vardır. Hatta çocuk resimlerinden bile. Örneğin çocuk resmi size özgür düşünmeyi, beğendirme kaygısı olmaksızın üretebilme ve cesur olabilmeyi öğretir. Bayılırım çocuk resmine. Kızımın altı yaşında çizdiği benim portrem çerçeveli olarak atölyemdedir hala. Maalesef o günlerde sigara içtiğimden beni elimde sigara ile çizmiş. Ama bana sigarayı bıraktırdı. Kızım şimdi kendi anne. Bana ilk hediyesidir sigarayı bırakmama neden olması.

Ben daha önce de söyledim: her sanatçıdan bir şeyler öğrenirsiniz fakat bunları kendi süzgecinizden geçirerek, kendi sanatsal anlayışınız ile yoğurarak uygularsınız. Ben bu gün “Geoart” adı verilen bir akımın yurdumuzdaki az sayıdaki temsilcilerindenim.

“Geo-Art nedir?

ÇE. Eleştirmen Kaya Özsezgin benim sergimi tanıttığı yazısında; “Kompozisyonda geometrik düzenlemenin “Geo-Art “adı altında akımsal bir içerik kazanması, sanatın özündeki geometrik perspektif ve denge arayışının doğal bir sonucudur. Resim sanatında yüzeyi dolduran bütün elemanlar arasında karşılıklı ilişkileri inandırıcı bir düzeye taşıyacak bağlantılar kurmaya yönelik çabalar, eninde sonunda geometrinin bütünleştirici işlevini göz önüne almak zorundadır”, diyor.

Benim resmimde müzikte de rastladığımız karşılıklı dengeler ön plandadır. Yalın geometrik formlar yan yana gelerek ya da iç içe geçerek bir düzen şeması oluşturur. Bu düzen şeması renklerin desteği ile güçlenir.

1940 larda başlayan arındırma, soyutlama günümüzde “ Geo-Arté a kadar geldi. Düşünürseniz çevremizde gördüğümüz, canlı, cansız her şeyi belli geometrik formlarla ifade edebiliriz. Yine Kaya Özsezgin’in yazısına dönelim. Benim resimlerim ile ilgili diyor ki; “Erokay’ın resminde her form, kendisine estetik vizyon kazandıracak olan başka bir formla eşleşme düzeyinde anlam bulduğundan, yüzeydeki konumlama, sonuçta bütünü oluşturacak bir çözüme dayalıdır. Bir başka değişle çözüm bütünselliği amaçlamaktadır. Üstad, aslında benim resmimi anlatırken, “ Geo-Art”ı anlatıyor. Bu gün Rusya da Igor Lapotin, İspanya da Arturo Alanso takdirle izlediğim Geo-Art temsilcileri.

Her sanatçı yaşadığı çağın sanat akımlarına elbette ilgi duyar. Anlatım gücünü yükseltebileceğine inandığı biçimleri de deneyebilir. Son zamanlarda hangi sanat dallarından, hangi felsefi akımlardan etkileniyorsunuz?

ÇE-Bizim kuşağımız çok şanslı bir kuşak. Türkiye’nin lambalı radyo devrinden üç boyutlu televizyon devrine, manyetolu telefondan cep telefonuna, telgraftan, telekse ve e- mail e kadar her aşamasını gördük. Tabii ki bu teknolojik aşama gerçekleşirken tüm sosyal, kültürel ve sanatsal akımların da etkisinde kaldık. Fakat beni en çok etkileyen bir mimar oldu. Benim soyut resimde aradığım, yapmaya çalıştığım dengeleri onun eserlerinde buldum. “Universiad” sırasında altı ay kadar organizasyonunda çalıştım. O tarihte beni ve İstanbul Operasından Rahmetli Ali Taygun’u Atina Olimpiyatlarının açılış ve kapanış törenlerine gönderdiler, incelemelerde bulunmak üzere. Atina Olimpiyatları için eski Atina Stadyumu, İspanyol Mimar Santiago Calatrava ya teslim edilmiş. Calatrava çeliği sanatsal olarak mimaride kullanan eşsiz bir mimar. Keşke Türkiye’de de bir eseri olsa. Calatrava’nın çeliği kullanmasının yanı sıra, mimaride eserin su ile bütünleşmesini sağlaması ve sudaki yansımayı eserin görselliği ile bütünleştirmesi de bir başka özelliği. Bunun benim resimlerimde kurmaya çalıştığım denge ile benzerliğini keşfettim. Son sergim “The Tune Of Lines”ın sunuş yazısını yazan Prof. Dr. Kaya Özsezgin, bu dengeyi, “Çetin Erokay’ın Resminde Mütekabil Formlar” tümcesi ile yazısının başlığında vurguladı.

Resimleriniz çizdiğiniz çizginin nereye varacağını bilen, bilinçli ve özgün bir matematikçinin sesidir dersem yanlış bir yorum yapmış olmam sanırım. Derinlemesine yaptığınız bu hesap işleminden söz eder misiniz?

ÇE-Soyut resim yapmak, klasik resim yapmaktan daha zordur. Bazen bunu ben de yapabilirim diyenler çıkıyor çeşitli sergilerde. Soyut resim yapabilmek için iyi bir klasik resim eğitiminden geçmek gerekir. Sizin da belirttiğiniz gibi bir denge işidir. Ben “The Tune of Lines” sergisini hazırlarken her tablo için pek çok eskiz hazırladım. En dengeli olanı, en beğendiğimi tuvale yansıttım. Hesapta, renk ve form dengeleri arayışı da sanatçıyı zorlar. Ben bu sergide istediğimi verebilmişim. Bir gün atölyeme gelen arkadaşım Nina Bencuya izledikten sonra: “The Tune Of Lines” diyerek sergimin isim annesi oldu. Nina çizgilerin tınısını duymuştu...

Merkezi Viyana da bulunan” Avrupa-Asya Sanatçıları Merkezi (Euro-Asian Art Center) İzmir’de çok yeni oluştu. Meslek örgütlenmesi, etiği ve değerleri, sanatçı hakları, sanat üretiminde özgürlük adına ortak savaşım verdikleri, sıkı dayanışma içinde oldukları ve pek çok önemli gelişmeyi hep birlikte gerçekleştirebilecekleri bu platformun Türkiye Temsilciliği (Chairperson) görevine başladınız. Hiç kuşkusuz bu kuruluş ülkemizdeki değerli sanatçıların yurtdışında daha iyi tanınmasına katkı sağlayacak. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

ÇE- Benim bu organizasyonla tanışmam bir internet mucizesi. Bir gün Viyana’dan bir mail aldım. Jackie Maurersberger adlı bir bayan beni web sitemden ve Facebook dan izlediğini, bir tablomu Viyana’ya galerisine göndermemi istedi. Gönderdim. Kendisi Viyana’da ve dünyada saygın bir galerici. Aynı zamanda bu gün yeryüzünde 8500 sanatçı üyesi olan bir organizasyonun kurucusu. Sadece Viyana’da değil, dünyanın çeşitli yerlerinde sergiler açan, davet edilen bir galerici. Aynı zamanda “master” lar olarak bilinen eski dönem sanatçılarının ve özellikle Salvador Dali’nin eserlerini satmaya yetkili bir küratör. Galeri geçen yıl Viyana’da ilkbahar ve sonbaharda iki sergi yaptı. Kolleksiyoncular için sanatçılarını tanıtan ve tüm müze, galeri ve eğitim kurumlarına ücretsiz dağıtılan “ 21th Century Art and Artists” kataloğunu hazırladı. Benim eserlerimi iki Viyana sergisi dışında Çin’e Beijing Bienaline ve Roma Sanat Fuarına götürdü. Roma’da önemli bir kolektörün resmimi satın alması geçen yıl beni sevindirdi. Bu yıl 6-20 mayıs tarihleri arasında Euro Asian World Wide İzmir e geliyor. Resim Heykel Müzesinde sergi açacağız. Bu arada Jackie hızla büyüyen organizasyona her ülkede bir Chairperson atadı. Burada da benim. Amacım Euro Asian organizasyonu içinde resmi üye sayısını arttırmak, güçlü sanatçılarla ülkemiz sanatının en iyi şekilde temsilini sağlamak. Çünkü bu yıl İzmir sergisinden sonra 25 mayıs- 10 haziran New York Art Connection Gallery’de ve Eylül ayında da Filipinlerin Başkenti Manila’da Dünya Ticaret Merkezinde açılacak Manila Güzel Sanatlar Fuarına gidiyoruz. Biz orada Euro Asian Turkey olarak ayrı bir standla yurdumuzu temsil edeceğiz. 2014 Portekiz Porto ve Peru Lima sergileri şimdiden programlanmış durumda. Bu yıl sonbaharda da Filipinli sanatçılar yine İzmir e geliyor. Resim Heykel Müzesinin Kültürpark salonunda sergi açacaklar. 2013 yılı ilkbaharında da Viyana da Türk Sanatçıları için karma bir sergi hazırlığı şimdiden başladı. Euro Asian World Wide bir aydan bu yana ART FOR PEACE FOR A BETTER WORLD, Türkçe değişi ile DAHA İYİ BİR DÜNYA VE BARIŞ İÇİN SANAT sloganı ile çalışıyor. Bu sloganı ben önerdim ve kabul edildi. Mutluyum.

Son zamanlarda sanat yaşamınızda ne gibi yenilikler var?

ÇE- Daha geçen hafta Viyana’da bu yılın ilk karma sergisi açıldı. Bu yıl bu sergide ben Türk olarak yalnız değildim. Benim önerim ile gruba alınan 10 genç yetenekli sanatçımızın eserleri de sanatseverlerle buluştu.

Jackie Maurersberger daha sonra bana bir sürpriz yaptı. Bir afiş gönderdi. Afiş beş ulustan beş sanatçı için tek tek hazırlanmıştı. İtalya’dan GALLERY PALMA ARTE ile Viyana’dan Gallery M el ele tutuşup Fransa’da ART FAIR LILLE de, 6 – 10 Mart 2013 tarihleri arasında; Almanya’dan Fabbian Freese, Fransa doğumlu, İsrail de eğitim almış İtalya’da yaşayan Patricia Abramowich, Japonya’dan Yuka Hikari, Rusya’dan Arthur Braginsky ve beni birlikte tanıtmaya karar vermişler. Benim için büyük bir sürpriz ve sevinç oldu.

Biz hem İzmirliler hem ülkemiz adına çok mutlu olduk. Sizinle söyleşmek keyifli bir zaman dilimini paylaşmaktı. İzmir Life ekibi olarak bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz.

Raşel Rakella Asal
29 Ocak 2013

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/