Ürün Adı: Moda Deyince Akla Gelenler - Jale Hürdoğan
Ürün Kodu: 1538
Bu ürün 410 kez incelendi.

 

Yaşamda ezilir, boğuluruz zaman zaman… Çoğu kez, yalnızken kapılırız bu duyguya. Gündelik işlerden yorulmuşuzdur. Bir an gelir anılar birbirine karışır. Rengârenk bir yumak gibi kendimizi açarız. Hani çocukların ipleri açık parmaklarına dolayıp sonra da elden ele geçirdikleri ip oyununu oynar gibi sahneden sahneye geçeriz. Ne çok anı biriktirmişizdir. Hayret ederiz. Anılarla beraber çocukluğumuz, gençliğimiz ve daha nice insanlık durumlarımız tüm halleriyle zihnimizde belirirler. Kendinizi ilkokul yıllarındaki önlüklü halinizle yakalarsınız. Veya eskiden giydiğiniz bir yağmurluğunuz, bir paltonuz, erken kalktığınız sabahlarda giydiğiniz sabahlığınız, emektar terliğiniz, mezuniyet kepiniz, gelinliğiniz, damatlığınız gibi daha nice eskitmiş olduğunuz giysileriniz göz kırparlar size. Sonra tümü uzaklaşmaya başlar sizden… Öylesine uzaktırlar ki, yakalayamayacağımız kadar uzaktadırlar… Sonsuzluğa doğru sürüklenir gidersiniz. Kimi zaman hüzün yüklüdürler kimi zaman sevinciniz olurlar. Onlar, siz var oldukça, sizinle yol alırlar yaşam yolculuğunuzda. Onların da yükleri ağırdır. Tıpkı sizler gibi. Yaşadım bunları demenin hüznünü size anlatmanın içtenliğini taşırlar. Sizin uzun maratonunuzun sessiz koşucularıdır, onlar. Bu açıdan moda yaşamın ayrı bir anlatımıdır diyebilir miyiz?

Herkesin hayatı farklı yorumlaması gibi, moda da onları yaratan markalar ve onları benimseyip giyen kişiler tarafından farklı yorumlanabilen bir olgu. Bu sayede, aynen insan ve topluluklarda olduğu gibi, kendi içinde kimlik, duruş ve stiller ortaya çıkıyor. Yani modayı “yaşam”ın kendi öz parçalarından biri olarak yorumlamaktan yanayım. Hayattan gerçek bir parça olarak görüyorum. Bu şekilde yaşadığımız çağı da yorumlayabileceğimize inanıyorum. Bugün moda, evimizdeki yatak takımından, bornoza, kıyafetten içtiğimiz kahve fincanına kadar, giydiğimiz elbiseden kullandığımız arabalara kadar her noktada var. Yani bizimle beraber, bizim onu yorumladığımız, kurguladığımız ya da tanımladığımız kadar…
İzliyor olmalısınız, uzun zamandır moda ile sanat fena halde flört ediyor. Yurtdışında artık moda tasarımcıları önemli müzelerde çalışmalarını sergiliyor. Hatta şimdilerde bu tasarımlar sanat müzelerinin neredeyse gözbebeği oldu. Yves Saint Laurent'ın retrospektifi, Paris'teki Petit Palais'de sergilendi. İspanyol tasarımcı Cristobal Balenciaga'nın sergisi, Bilbao Güzel Sanatlar Müzesi'nde görücüye çıktı. Montreal Güzel Sanatlar Müzesi ise 'The Fashion World of Jean Paul Gaultier: From the Street to the Stars' (JPG'nin Moda Dünyası: Sokaktan Yıldızlara) adıyla Jean Paul Gaultier'nin ilk retrospektifine ev sahipliği yaptı. Artık moda dünyasının kimi yıldızları günümüzün büyük sanatçıları olarak kabul ediliyor.
Bu yönelişe bizde ilk örnek moda tasarımcısı ve sanatçı Hüseyin Çağlayan'ın İstanbul Modern'de sergi açması oldu. Ve bu Türkiye’de bir milat olarak sanat dünyamızda yerini aldı. İstanbul Modern gibi bugüne kadar 'sanat'ın kalbi olan bir mekânda, moda tasarımcısı kimliğini de taşıyan Hüseyin Çağlayan'ın eserlerinin sergilenmesi sanat dünyasında farklı bir kapının açıldığını gösterdi. İngiltere'de iki kez "Yılın Tasarımcısı" seçilen Hüseyin Çağlayan’ın son 16 yılda ürettiği moda koleksiyonları, enstalasyonları ve filmlerini bir araya getiren sergi, İTKİB’in organizasyonu ve İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın katkılarıyla, İstanbul Fashion Week 2010, İstanbul Moda Akademisi (IMA) ve Design Museum işbirliğiyle gerçekleşti. Michelle Obama'nın 2009 İngiltere ziyareti sırasında giydiği kıyafeti ve son zamanların en popüler sanatçısı Lady Gaga'nın meşhur baloncuklu elbise de Hüseyin Çağlayan'ın tasarımıydı.
Serginin küratörü, Londra Tasarım Müzesi şef küratörü Donna Loveday, Çağlayan'ın defilelerinin birer performans işlevi gördüğünü; tarih, bilim, antropoloji gibi ilk bakışta modayla ilişkilendirilmeyen disiplinler arasında geçişler yaptığını, geçtiğimiz 16 yılda fikirlerini moda koleksiyonlarının yanı sıra müze sergilerine ve sanat enstalasyonlarına yansıttığını söylüyor. Loveday'a göre onun yapıtları, günümüz için güzel ve giyilebilir olan giysiler ile geleceğe dair merak uyandırıcı vizyonunu birleştirmedeki benzersiz yeteneğini gözler önüne seriyor. Sergi sayesinde neyi, niye giyiyoruz diye düşünmeye odaklandı izleyenler.
Bu tek bir örnek olmadı. Bu sergiden sonra 2010 kültür başkenti ajansı tarafından desteklenme sırası Dice Kayek'e geldi. Ece ve Ayşe Ege kardeşlerin oluşturduğu Dice Kayek markasının tasarımları da İstanbul Modern'de sergilenmeye başlandı. Hal böyle olunca sanat ve moda arasındaki mesafe ortadan kalkmaya başladı.

Ben bugün sizlere İzmirli bir moda tasarımcısını tanıtmak istiyorum. Bilirsiniz yurt dışında küçük küçük butikler vardır. Paris olsun, New York olsun hep küçük tasarımcı atölyeleriyle doludur. Yoldan geçip gören yabancıların ilgisini çeker mutlaka içeri girip bir şeyler satın alıp giderler. İşte dışarıda gördüğümüz “Mahalle Designer’ı” gibi bir konsepti İzmirli Jale Hürdoğan İstanbul’a taşıdı. Adını da Janucha koydu. Teşvikiye Ihlamuryolu Sokak’tan içeri girdiğinizde klasik butikleri geçin ve yürümeye devam edin. Renkli geniş bir tabela ile karşılaşacaksınız. Tabelanın tam ortasında da Janucha yazıyor. İşte JaleHürdoğan’ın butiği karşınızda. Hürdoğan, firmalarda çalıştığı on yıllık yorucu kariyer hayatından sonra Janucha ile tekrar doğmuş. Janucha daha çok taze bir marka. Gelecekte ise önü çok açık. Janucha’nın en iddialı özelliği, müşterisine “Kişiye Özel Tasarım” sunması. Hem abiye hem de günlük kıyafet tasarımlarını hazırlarken “24 saat şıklık” parolası ile yola çıkıyor. Sabahın ilk saatlerinden başlayan şıklığın gece boyunca devam etmesini hedefliyor. Hitap ettiği kesim çalışan, şehirli, eğitim düzeyi yüksek olan kadınlar. Yaş olarak da yirmi ve yukarısı. Sınırı yok açıkçası. Altmış beş-yetmiş yaşlarında müşterileri olduğu kadar yirmi yaşındaki genç kız da aynı modeli beğenip gayet rahat giyebiliyor.
Jale Hürdoğan kendi tasarımlarını günün trendlerini göze batmayacak şekilde uygulayan bir marka olarak tanımlıyor. Yıllık koleksiyonlarını günümüz modern çalışan kadınının, attığı her adımda kendini özel ve farklı hissedeceği şekilde tasarlıyor. Bir modelin benzerlerinin sürekli çoğalarak arttığı hazır giyim sektöründen farklı durarak, her modelden sayılı adette üretiyor. Sınırlı sayıda tasarlanan ürünlerin kadınların kendilerini özel hissetmelerini sağlayacağına inanıyor.
İlk tasarımlarını on dört yaşında yapmaya başlayan Jale Hürdoğan, ortaokul ve lise mezuniyetlerinde, arkadaşlarına kıyafet tasarlayarak başladığı kariyerine Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra Amerika’da “The School of the Art Institute of Chicago”da moda tasarımı okuyarak devam etti. Türkiye’ye döndükten sonra Vakkorama, Mudo, Yargıcı, Esposa ve Koton gibi büyük markalarla çalışan Hürdoğan, 2008-09 yılında kendi markasını oluşturmak için Amerika’ya giderek çalışmalarına orada devam etti.
İlk kişisel defilesini Eylül 2011 de Istanbul Fashion Week’de ‘Dancing Star’la sundu. Moda Tasarımcılar Derneği’nin İstanbul Fashion Lab ile İstanbul Moda Haftası’nı oluşturmak için başlattıkları güzel bir etkinlikti. 2009 yılından bu yana devam eden ve senede iki kez gerçekleşen bu etkinlik (Istanbul Fashion Week) Türk tasarımcı ve markaları, yerli ve uluslararası alanda tanıtmayı, moda endüstrisindeki tasarım gücünü arttırarak, Türk ekonomisine katkı sağlamayı hedeflemekte. O Genç Moda Tasarımcısı olarak bu organizasyonda yer aldı. Yurtiçinden katılım oldukça fazlaydı. Türk halkı da bu projeye çok destek verdi. Nietzsche’nin “Herkesin içinde kaos olmalıdır ki, dans eden bir yıldız doğurabilsin” sözünden yola çıkarak bir koleksiyon hazırladı. Koleksiyonu “Dancing Star” bir bakıma “rock star” görüntüsünde kadınlarla oluştu. Koyu renkler olan siyah, gri, bordolar, patlayan oranj ve mavilerle kombinleniyor, payetli kumaşlarla parıldıyordu. 70’lerin silüetlerinde fakat günümüz kesimlerinde, detaylarla hareketlenen, neşeli bir koleksiyondu. Jale Hürdoğan, koleksiyonunu tasarlarken, insanın kaotik ruh halinden ve bu ruhlardan çıkabilen ışıltılı yıldızlardan ilham aldı. Kaosun çok sesli ama dilsiz olduğunu, karanlığın içinde olduğu halde renkli, depresif ancak umutlu ve ışıltılı olduğunu belirten Jale Hürdoğan, koleksiyonunu tasarlarken kaostan çıkan ve dans eden bir yıldız düşledi. Bu görüntüyü siyah ve grilerin arasından çıkan yanık oranj tonları ve açık mavi-laci garnilerle pekiştirdi. Bunun yanında gri ve bordolar da ekru/bej/siyah kombinlerine renk kattı Işıltılı kumaşları düz renklerde tüller ve dantellerle detaylandırıp yıldızın dans etmeye başlamasıyla vurguladı.
2012 İlkbahar/Yaz Koleksiyonu’na ‘Stigmatization’ adını verdi. Keskin, düz kesimlerin nakışlar ve şeritlerle hareketlendiği elbiseler, bol paçalı pantolon ve tulumlar, kolsuz ceketlerden oluşan bu koleksiyonunu ‘Kendini Damgalamak’ konseptinden yola çıkarak hazırladı. Jale Hürdoğan’a göre insanların bizlere vurduğu damgaları göz ardı edip, içimize dönerek kendi damgalarımızı bulmamız ve bunları gururla sergilememiz gerekiyor. O kadınlara yönelik tasarımlarını bu düşünceden gerçekleştirirken kadınların ancak bu sayede mutlu ve özgür olabileceğine inanıyor.
Bu düşüncesini bakınız nasıl gerçekleştiriyor. Örneğin koleksiyonunda mutluluğun sembolü olarak gördüğü gökkuşağı renklerine yer veriyor; kırmızıdan narçiçeğine, pembeden petrol mavilere ve açık hardal sarısına kadar geniş bir kartela sunuyor. Kullandığı kumaşlara gelince günlük kıyafetlerde çizgili, düz ketenler ve kotonlarla dökümlü krepleri, uçuşan ipek şifon ve satenler ile kombinlemesiyle karşımıza zarif, zevkli modern şehirli kadın çizgisini öne çıkarıyor. Bu bağlamda kadın pantolonları, mini etekler, modern kadın tulumları, romantik elbiseler gibi çeşitlilik gösteren bir yelpazede markası Janucha’ yı yaratmış oluyor. Kumaşlardaki çeşitlilik için ise, markaya, açılışını Bursa’da Atatürk’ün yaptığı, köklü kumaş firması İpekiş sponsorluk desteği veriyor.
Janucha’nın sahibi ve tasarımcısı olan Jale Hürdoğan ile yarattığı marka hakkında söyleşi yaptık.


Sizce modanın gelmiş geçmiş en ikonik parçaları neler?
Kadının özgürleşmesini sembolize eden mini etek, o da 60larda Mary Quaint ile gerçekleşti. Tabii Madonna’nın Jean Paul Gaultier korsesi ile müzik turuna çıkması da günümüz modasını etkileyen en önemli başkaldırışlarından biri.


Öncelikli olarak butiğinizin ismi çok dikkat çekici. Janucha isminin doğuş hikâyesi nedir?
Anneannemin bana taktığı, anlamını sevgi ve şefkatten alan bir sıcak bir kısaltma. Aynı Ayşecik gibi. Hâlâ beni öyle çağırır. Anneannem İzmir’de yaşamasına rağmen arada buraya gelir, bana yardım eder. Janucha’da zaman geçirmekten zevk alır.


Üniversite hayatınız Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü ile başlıyor. Şu an yaptığınız işte ekonominin faydasını gördünüz mü?
Ekonomi eğitimim alt taban içindi. Hemen yurt dışına gitmektense ilk olarak hayatıma yardımcı olabilecek, Türkiye’de bir bölüm okumak istedim. Özellikli olarak ekonominin faydasını görüyorum diyemem ama mutlaka temelden bana bir katkısı var. Tasarım haricinde beynim başka türlü de çalışıyor. Ekonomi eğitiminin faydasını zamanla daha çok göreceğime inanıyorum.


Ekonomi bölümünden mezun olduktan sonra The School of The Art Institute of Chicago’da moda eğitimi aldınız. Bunun mesleğinize olan katkısı ile ilgili neler söylemek istersiniz?
Bu mesleği yapmamı sağlayan tabii ki tasarım eğitimi almak oldu. Ekonomiden sonra moda tasarımı eğitimi alarak bu meslekle ilgili olan her şeyi orada öğrendim. Yaratıcı düşünceyi geliştirip, kumaşa nasıl uygulanabileceğini öğrendim.


Kafanızdaki ‘’tasarımcı olma’’ planı nasıl gelişti?
On dört yaşında artık ben bunu yapmaya karar vermiştim. Değişebilirdi tabii ki ama bu istek içimde bir şekilde hep kaldı. Moda eğitimi almadan önce bir şekilde üniversite sınav maratonuna kendimi kaptırdım ve ben de işletme veya ekonomi okumak istedim. O durumdayken “Şimdi bırakayım her şeyi ve yurt dışına gideyim.” diye bir şeyi düşünemedim. Moda hep daha sonra yapacağım bir şey gibiydi. Nedense içimden hep böyle geçirmiştim, öyle de oldu.


Yurt dışından döndüğünüzde kariyer süreciniz nasıl gelişti?
Döndükten sonra İstanbul’a geldim ve on sene kadar moda tasarımcısı olarak büyük firmalarda çalıştım, sektörde tecrübe kazandım. Daha çok yeni olarak kendi markamı çıkarmaya başladım. Janucha açılalı iki sene olmadı. Mağazanın arka tarafında atölyem var. Bu sayede sürekli yeni model yapıp, hemen modelleri satış için ön tarafa çıkarabiliyorum.


Geçen sezon hangi dizilere tasarım hazırlamıştın?
Küçük Sırlar’a. Başta Aşk ve Ceza’ya elbise vermiştim. Bir ara da Kavak Yelleri’ne verdim. Piyanist Birsen Ulucan’a yeni CD’si için modeller yaptım. Kanal 8’de Zeynep Tunuslu’nun Alamode programı için giyimlerini hazırladım. Artık dizilere pek kıyafet vermiyorum, yalnızca Lale Devri’ ne veriyorum orada da asıl Serenay Sarıkaya’yı giydiriyorum. Onun dışında CNN Türk’te Pınar Esen’i giydiriyorum. Bu sene içerisinde daha çok kurumsal firmalara tasarım desteği vermeye başladım. Şu an Beyoğlu’nda açılacak yeni bir butik otelin bütün tekstil tasarımlarını ve personel kıyafetlerini yapıyorum.


Tasarım ve üretim kısmında hep tek başınıza mı çalışıyorsunuz? Nasıl gelişiyor aşamalar?
Atölyemde modelistim ve makinacım var. Onun haricinde her şeyi ben yapıyorum. Hem Türkiye’den, hem yurt dışından kumaşlar seçiyorum. İpek, tül, saten çok kullanıyorum, bunun yanında pamuk, yün, keteni günlük şık modellerde kullanıyorum. Eğer kumaşın içeriğinde polyester var ise finish işlemine bakıyorum. Finish tasarımı başka yerlere taşıyor çünkü. Kumaş seçerken çok zaman harcıyorum. Buraya gelip özel tasarım isteyen de oluyor. Onlarla, önce konuşuyorum. Nereye giyecekleri, nasıl görünmek istediklerini anlıyorum. Bu çok özel bir düğün için olabilir, iş için giyecekleri bir etek de. Yalnızca kişiye ait özel bir şey olsun istiyorlar. Bir şekilde konsept oluşturup model çıkartıyorum. Senede ana iki koleksiyon hazırlıyorum. Fakat dediğim gibi, atölye burada olduğu için her hafta yeni model çıkartıyorum.


Gelecekle ilgili planlarınız neler?
Janucha daha yeni bir marka. Burası dışında başka yerlerde satış noktalarım olsun istiyorum. Yakın zaman için defile planım yok. Ben İzmirliyim. İzmir’de ürünlerim satılsın isterim. Janucha; hayatın daha çok başında olan bebeğim gibi. Sabırsızlıkla onun büyümesini bekliyorum.


İlham aldığınız bir tasarımcı ya da bir film var mı?
İlham aldığım tek bir şey var diyemem. Birçok şeyden ilham alıyorum tabii ki. Marc Jacobs’ı, Dries Van Noten, ve Jonathan Saunders’ı beğeniyorum. Film olarak da özellikle tek bir şeye bağımlı kalmadım. Hayattaki her şeyden ilham alabiliyorum. Çok karışık aslında, rastlantısal karşılaştığım her şey, renkler, mekânlar, çizgi romanlar, duyduğum güzel bir müzik yani herhangi bir şeyden ilham alabiliyorum.
Bir Paris Moda Haftası gibi gelenekselleşme sürecinde mi İstanbul’daki moda organizasyonları? Yurtdışında yapılan etkinliklerle nasıl bir kıyaslama yapılabilir?
Hepimizin ümidi de çalışma amacımız da bu yolda tabii ki. Daha yolun çok başındayız belki ama bu proje desteklenir ve geliştirilirse bir gün İstanbul Moda Haftası bütün dünyanın yakından izlediği bir etkinlik olabilir. Tabii süreklilik çok önemli.
“24 saat şıklık” hedefiyle yola çıkan Janucha’nın yolu açık olsun.

Raşel Rakella Asal

Nisan 2012

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/