Ürün Adı: Kadınları, Kuşları, Renkleri Kucaklayan Bir Sanatçı - Hayati Misman
Ürün Kodu: 1539
Bu ürün 439 kez incelendi.

 

Bir sanatçının başka bir sanatçıdan etkilenmesi çoğunlukla kazara olur, tıpkı günlük hayatımızdaki esinlenmeler gibi; şans eseri tanıştığımız kimseler yazgımızın bütünleyici bir parçası haline gelir. Tanışırız –“âşık oluruz” –dönüşürüz. Her zaman kalıcı olmasa da anımsanmaya değerdir bu. Bir sanatçı en çok gençken etkiye açıktır; ergenlik çağı verimli ve çalkantılı bir dönemdir, parlak düşler zamanıdır, bizden yaşça büyük modeller gözümüze olduklarından daha büyük görünürler ve sanki bize bizim de izlememiz gereken yolları gösterirler.
Ülkemizdeki özgün baskı sanatçıları arasında metal gravürün tüm olanaklarını ustaca kullanarak gravür baskının inceliklerini özümleyenlerin arasında sayılması gerekenlerden biri de kuşkusuz Hayati Misman'dır. Bu daldaki başarısını gerek ülkemizde gerekse yurtdışında aldığı ödüllerle süsleyen sanatçı kendini yeterince kanıtlamıştır. Onun sanat serüveni 1965-68 yılları arasında Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Bölümü'nde öğrenim görmesiyle başlar. O yıllarında toplumsal içerikli resimler yapar. Ezilen insanlar, toprakla uğraşan insanları tema olarak seçer. 1970-1975 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı'ndan aldığı bursla Almanya'ya gönderildiğinde Kassel Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Grafik Tasarım alanında ihtisas yapar. Almanya’daki ilk yılında, yabancı dil eğitimi görür. Ondan önce Kassel’de Hüseyin Bilgin bulunmaktadır. Kassel’de küçük bir Türk sanatçı kolonisi oluştururlar. Onunla birlikte Hüseyin Bilgin ve Zahit Büyükişleyen bu öğrenci grubunun başını çeker. Arkadan aralarına Mehmet Güler ve daha sonra Bünyamin Özgültekin katılır.
Almanya’dan dönüşü l975 yılında olur. Gazi’de, Mürşide İçmeli ile aynı atölyede çalışır. Görüşleri uyduğu için, hocasıyla hep uyum içinde çalışırlar. İlk çalışmaları gravür değildir, önce desen ve pastel çalışmalar yapar. Bunu litografi ve gravür çalışmaları izler. Oradaki eğitim dönemi onun dönüm noktasını oluşturur; o günden sonra grafik tasarımında hızla ilerleyecektir.
Grafik sözcüğü eskiden sadece tahta, maden ve taş üzerine kazılarak hazırlanan daha sonra baskı yoluyla çoğaltılan resimler için kullanılıyordu. Bu gün kavramın alanı çok genişledi. Günümüzde grafik ve baskı sanatı yaşamın içine girdi, özellikle sanayi ve endüstri alanında reklam sektörünün vazgeçilmez bir öğesi oldu. Reklama ve tanıtmaya yönelik çalışmaların yanında, salt artistik amaçlar için yaratıcı bir duyarlılığı da içeren bu kavram, özellikle 1950’lerden sonra Türk sanatçıları arasında her yıl çevresi genişleyen, teknik üstünlük ve yaratıcı duyarlılığın gerektirdiği bir sanat dalı olarak kabul görüyor.
Baskı resim (gravür, litografi, serigrafi) ve ağaç baskı teknikleri grafik sanatlarının bir koludur. Özgün baskı resim sanatı çalışmalarında, sanatçı resmin kalıbını oluşturur ve yaratma olayını sürdürerek özgün bir baskı resim elde eder. Bu resimden birden çok baskı yapar veya kendi denetiminde baskı yaptırır, bu baskıları sıraya göre sayılandırır ve imzalar. Kendi tespit ettiği sayıdan çok baskı yapmaz ve yaptırmaz. Çoğaltılması yönü ile bu sanatın geniş kitlelere yayılmasında rolü fazladır. Taşıma ve sergileme kolaylığından dolayı günümüzde birçok sanatçı bu resim dalını kullanarak sanatsal yönden özgürlüğünü ve kültür düzeyini tanıtma olanağı bulmaktadır.
1989 ve 2006 yıllarında “Yılın Sanatçısı” ve Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Ödülü'nün yanı sıra birçok ulusal ve uluslar arası ödülün sahibi olan, Dışavurumcu tarzıyla çizgilere hayat veren Misman Mart 2013 Retrospektif sergisinde yağlı boya eserlerinden seçmeler, gravürler-den bir kesit, desen çalışmaları, guaj, kurukalem ve pastel çalışmalardan geniş bir yelpaze sergilendi. 350’ye yakın eserin sanatseverle buluştuğu bu sergi bir sanatçının tüm sanat yaşamından kesitler içermesiyle dikkat çekti.
Hayati Misman’nın teknik konuda, baskı resmin Türkiye’deki en iyilerden biri olduğunu ve uluslar arası arenda da mücadele verecek birkaç sanatçı kimliğinden biri olduğunu, bilmem söylememe gerek var mı? Bakın bu bağlamda Halil Akdeniz neler söylüyor: “Hayati Misman özgün baskı tekniklerinden metal gravür dallında uzmanlaşmıştır. Her sanatçının sevdiği ve başarılı olduğu bir teknik vardır. Sanatçı bu sevdiği teknikte çalışmak ister. Hayati Misman’ın ellerini yara bere içinde bırakarak, bir sevgiyle yaptığı gravür plakaları; onun geliştirdiği teknik, kendine özgü fantezi ve gerçek arası biçimleriyle sanatının üreticileri, taşıyıcıları ve çoğaltıcılarıdır. Bunları hazırlarken Hayati, sanatsal yaratıcılığının yanı sıra bir kaportacı gibi çalışmaktadır. Çinko levhalar O’nda yalnızca kalıba dönüştürülmek üzere, üzerleri çizilen, asitle yedirilen düz plakalar değildir. Bunlar, onun sanatının gizil temel taşlarıdır. Değişik teknik çözümler için irili, ufaklı kesilmiş, bir kısmının ortaları delinmiş, her biri bir başka karakterdeki bu plakalar, bir kısım geometrik biçimli değişik yapı elemanları gibidirler. Bunlar yalnızca üzerlerine yapılanların taşıyıcıları değil, yağacakları işlere g öre aynı zamanda kendileri de biçimlenmişlerdir.”
Bu konuda Zafer Gençaydın da şunları dile getirmekte; “uzun süren teknik işlemlere karşın diri gravür baskılar kotarabilmek, sanatsal bilinçle birlikte işin zanaat yanının da kusursuz olarak üstesinden gelebilmekle açıklanabilir ancak. Süreç olarak titiz bir işlem ve yavaş bir tempo gerektiren bu teknikle kuruluğa düşülmeden büyüt boyutta işler çıkartabilmek, ancak usta sanatçıların harcıdır.”
Hayati Misman, özgün baskı ustası olarak bilinse de sanatçının yağlıboyaları, desenleri ve atık malzemelerle yapmış olduğu gravür çıkışlı büyük boyutlu çalışmaları özgün baskıları kadar yetkin. Resimleri dışında gravür baskı plakaları ile ana hatlarını oluşturduğu, oksitlenmiş bakır ve bitmiş boya tüplerinin açılması ile son şeklini verdiği anıtsal çalışmalar, onun 40 yıllık deneyiminin ürünleri.
Sanatçı son zamanlarda büyük boy grafik çalışmalara yönelişini şöyle açıklıyor: “Son yapıtım 100x75 boyutlarında. Türkiye’de belki ilk kez bu denli büyük grafik. Neden mi? Anlatılmaz bir şey. Sanırım baskı resme karşı takınılan tavra bir tepki. Gravürlerin, yağlıboyalar arasında ezilmeyeceğini göstermek için belki. Konu yine insan sorunları. Son yaptığım resimde bir pasaj şiir var. Trafik kazasında ölen arkadaşım Abdülkadir Bulut’tan bir şiir demeti ve bazı günlük gazete haberleri, insan olayları arasında yer alıyor. Kuşkusuz çok zor oldu bu yazıları çinkoya işlemek. Tersinden yazıyordum ince ince, basılınca düzden okunur olsun diye.”
Hayati Misman’ın bir özelliği de tablolarına ad vermemesi. Bir tablonun karşısına geçen izleyici kendi yaşantısı ile bir ilişki kursun diye. Her izleyenin o tuvalde buluşmasını istiyor ve bu buluşmaları çoğaltmak istiyor. Çoğaltma işi de sanıldığı kadar kolay bir iş değil. Bir günde, plakaları hazır olanlardan sadece iki baskı gerçekleştirebiliyor.
Sanatçının çoğu yağlıboyaları kadın imajı çerçevesince oluşturulmuş. Kadın ve erkek ilişkisinde kadın daha egemen ve daha etkin olarak çıkıyor karşımıza. Şöyle ifade ediyor: “Evet, resimlerimde daha çok kadınları çiziyorum. Onlara sonsuz sevgim ve saygım var. Aile içinde kadının foksiyonu çok önemli. O, aşkın ve onurun ta kendisi. Özgürlüğümüz, onun özgürlüğüdür. Her şeye karşın ruhunun derinliklerinde taşıdığı, her baskıya karşı ileri sürdüğü onursal direnci.”
Kadın, kuş gibi sembolik figürler, mavi, kırmızı, yeşil, pembe, beyaz… gibi kullanılan renkler, dans eden, yatan, oturan kadın bedenleri Misman’ın vazgeçemedikleri. Eserlerinde herkesin yaşamak isteyip de yaşayamadığı, ama yaşaması hakkı olan duyguları kuş ve çiçek simgeleriyle ifade ediyor. Kuşlar ve kadınlar resimlerinin vazgeçilmez öğeleri oluyorlar. Örneğin kuşların en süslü olanı yani tavus kuşu figürü kullanılıyor, fakat Hayati Misman’ca yorumlanarak.
Kadının Türk toplumundaki yeri, anne olarak aile içindeki yeri onu meşgul eden bir konu olarak öne plana çıkıyor. Değişik kesimlerden kadınlar, Türk toplumundaki kadınlar. Sanatçı onların dünyalarına duygulu, düşünceli, sevgi dolu bir bakış açısıyla giriyor. Çelişkileri ile sevda ve düş kırıklıkları içinde onları yorumlayıp, kadınları görsel kılmaya çalışıyor.
1991’de bir gazete söyleşisinde bu konuda kendini şöyle ifade ediyor: “Benim için kadının doğurganlığı en son aşamada yer alıyor. Kadını, Türk toplumunda gerçek yerine oturtamadığımızı düşünüyorum. Bunu, resimlerle yansıtmaya çalışıyorum. Yapıtlarımda, bir aile ya da toplumdan kadın çekilip alınırsa ne olur sorusuna yanıtlar arıyorum.”
Hayati Misman, figürlerinin anatomilerini değiştiriyor, onları çarpıtıyor, üzerinde oynuyor dolayısıyla figürlerin orantıları alışılmışın dışında oluyorlar. Bu da resimdeki mekânı yerçekimi ya da perspektifle açıklanamayacak şekilde belirsizleştiriyor.
Kısaca Hayati Misman’ın eserlerinde, çizginin, ritmin ve hareketin hissedildiği, canlı mavilerin, kırmızı ve yeşillerin kullanıldığı bir oyun alanında buluyorsunuz kendinizi. Hayati Misman resme bir oyun gibi başlar. Fakat bu oyun, kendi başına bir şey ifade etmez. Söz konusu oyun için bir takım elemanlar gerekir. Bir renk sürer, bir anlam ifade etmez, yanına bir renk daha sürdüğünde oyun kurallarına göre yol almaya başlayacaktır. Böylece bir hamle, başka bir hamleyi meydan getire getire, resimde bir düzen oluşacaktır. Bu düzende renklerin birbirleriyle olan uyumu, biçimlerin birbirleriyle olan doğru orantıları çok etkindir şüphesiz.
İnsan neden felsefe yapar, neden yarışır, neden sanatla uğraşır? Neden yaratır ve biriktirir? Neden şiir yazar insan? Müzik, resim yapar ve dinler, seyreder sonra, neden? Şarkı söyler, dans eder, neden? Bu sorular sonsuz sayıda çoğaltılabilir? Yüzyılların evrilmesiyle gelen ciltlere sığmayacak tarih denilen o devasa kitabın tüm yükünü omuzlarında taşımasına rağmen, insan, neden ve nasıl direnir? Neden ve nasıl yeniler kendini de, hayat denilen o döngüsel yolculuğa devam eder, ölüm gerçeğini bile bile insanoğlu? Birbirine bağlı bu türde pek çok sorunun yanıtını “oyun” ve “oynama isteği” yle ilişkilendirmek mümkündür. Hayata uzaktan bakabilmenin, kimi zaman onun dışına çıkabilmenin, onu kesintiye uğratmanın ve soluklanarak yolculuğa devam etmenin bir yolu denilebilir mi “oyun”a? Kimi zaman şaka yoluyla, kuş bakışı bakabilmek için hayata, bulduğumuz bir ara formül müdür yoksa?
Yaşamım boyunca sanatın ve sanatçı kişiliğinin esrarengizliğinden büyülendim. Nedir sanat? Kimdir sanatçı? Neden sanat? Sanattan etkilenmemiz elbette dilden büyülenmenin; gizemli seslerden, şiirden, müzikten, resimden, heykelden, sözcüklerin gücünden, renklerin, çizgilerin gizemli dünyasından büyülenmenin ötesinde bir şey. Bir sanat eseri, bireyin yalnızlığından, yaratıcılığından ve biricikliğinden, bir şekilde rengârenk, her an çekici, her an büyüleyici bir halde çıkıyor. Sanat o kadar güçlü ki, kişiyi değiştirebiliyor. İnsandaki değişme, değiştirme gücünün ta kendisi değil mi? İşte sanatın gizemi!

Hayati Misman’a sanat üzerine birkaç soru
1. “Bir sanatçı, kendisine “ben sanatçıyım” diyebilmek istiyorsa, ne yaparsa yapsın öncelikle iyi bir desen çizmek zorundadır” sözünüzden yola çıkarak resimde desenin önemi üzerine neler söylemek istersiniz?
1. Bir kişinin ben sanatçıyım diyebilmesi için sanatı bir yaşam biçimi haline getirmesi, yaşamın her anının sanat olayıyla ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Söz konusu plastik sanatlar olunca desen sanatın olmazsa olmazıdır. Desen bir sanatçının hamurudur. Sanat serüveni ucu açık bir serüvendir. Bu serüven tuvale sürülen iki renkle başlar ve nasıl-ne zaman biteceği belli olmayan bir maceradır. Bu macerada istem dışı oluşan biçim ve lekelerinde çok önemi vardır. Sanatçı eserini oluştururken ne zaman duracağını da bilen kişidir."

2. Sizce resim yapmak için tuvalin karşısında geçtiğinizde asıl serüven hangi noktadan itibaren başlar?

2. "Sanat sanatı yapan kişini sanatçının ruh haliyle, psikolojik durumuyla çok ilişkilidir. Akıp giden zaman içinde oluşan renk ve biçimleri geriye dönerek tekrar yapmak mümkün değildir. Onun için sanat eseri tektir. Taklit edilemez, edilse bile o anki yaşanan ruh halinden yoksun olur.

3. Baskı resme yeni başlayanlar için ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?
3. Resim yapmak ve ressam olmak isteyen genç arkadaşlarıma bu ince uzun yolda başarılar
dilerken çalışmak, çalışmak ve yine çalışmak diyorum. "


Raşel Rakella Asal
7 Aralık, 2014



HAYATİ MİSMAN

1945 Konya’da doğdu
1961-64 Konya/Akşehir Öğretmen Okulu’nda öğrenim gördü
1964-65 Erzincan/Tercan’da İlkokul öğretmenliği yaptı
1965-68 Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İs Eğitimi Bölümü’nde öğrenim gördü
1970-75 Milli Eğitim Bakanlığı’ndan aldığı bursla Almanya’ya gönderildi ve Kassel Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi’nde “Graphic Design” alanında ihtisas yaptı
1975 Gazi Eğitim Enstitüsü Resim İş Eğitimi Bölümü’nde göreve başladı.
1984 Aynı üniversitede sanatta yeterliliğini aldı
1987 Aynı üniversitede doçentliğini aldı
1987-2001 Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde öğretim üyeliği yaptı
2001 Hacettepe Üniversitesi’ne geçerek profesör oldu.
2005 Aynı kurumdan emekli oldu. Halen Bilkent Üniversitesi
Güzel Sanatlar, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi’nde
konuk profesör olarak görevine devam etmektedir.

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/