Ürün Adı: Günlük Hayatın Epik Tarafını Yakalamış Bir Ressam - Aysel Çırpanlı
Ürün Kodu: 1543
Bu ürün 360 kez incelendi.

   

 

                                         Günlük Hayatın Epik Tarafını Yakalamış Bir Ressam Aysel Çırpanlı


Hepimizin bildiği gibi sanat sözcüğünün taşıdığı çokça anlam bulunmakta. Bu anlamlar, ciltlerce kitabı dolduruyor. İçinde bulunduğumuz dünyada iz bırakmış gerçek sanat eserlerine baktığımızda, bunların yaşamla doğrudan yakın bir bağı olduğunu görürüz.
“Sanat nedir”, “sanat yapıtını ne oluşturur” gibi sorular sorduğumuzda sayısız sanat akımlarıyla karşı karşıya geliriz. Bu akımların da kendileriyle ve dünyayı algılamalarıyla ilişkileri olduğunu görürüz. Bu noktada bazı görme sistemlerinin bulunduğunu, sanatı yorumlarken devreye bunların da girdiğini görürüz. Fakat gene de söz konusu sistemlerden önce, bir gözün, ardına aldığı temel bilgilerle sanatı hissetmesi de neredeyse zorunludur. Kısaca, sanatı anlayabilmek ve yorumlayabilmek için, bir gözün iyi biriktirmiş olması beklenir. Ama her şeyden önce sanatı anlamak geniş bir yürek ve müthiş bir özveri ister. İnsanı anlamadan sanatı anlayamayız. İnsanı anlamak için insana yaklaşmak, el uzatmak gerekir.
Her sanatçı kendi doğasına en uygun düşen teknik ve gereçlerin olanaklarıyla kendini en rahat biçimde dışavurabilir. Yaratıcı güçlerini harekete geçirebilecek ve kendi iç dünyasına uygun yöntem ve teknikleri bulamayanların özgün bir dil geliştirmeleri de zordur. Bu sanat akımlarından biri 19. yüzyılda Fransa‟da ortaya çıkan ve en başta resim sanatını etkileyen empresyonizm (izlenimcilik) olmuştur. Akımın ismi Claude Monet’nin “İzlenim: Gün Doğumu” adlı tablosundan gelmektedir. İzlenimciler doğadaki unsurların kişinin içinde oluşturduğu izlenimleri, duygusal izleri yansıtmayı hedeflerler. Bu bağlamda çalışan sanatçılar doğrudan doğruya gerçeği değil, gördüklerinin kendilerinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas alarak, gerçekçiliği ve nesnelliği ikinci plana koyup, kişisel yorumlarını ön plana çıkarmışlardır. Hepsinden öte, ışık, renk ve hareket duyumlarını yaratmayı amaçlarlar. Rengi, eşit gölge ve tonlar yerine çok daha dağınık, seyrek fırça darbeleriyle uygulamışlardır.
Bir sanatçının yetişmesi ve gelişmesinden söz ederken çok uzun bir yolculuğu ima etmiş oluyoruz. Bir sanatçı kendinden öncekileri izleyerek, onlara öykünerek sanatına başladığını düşündüğümüzde her sanatçının hayatında kendi sanatçısını izlemesi, onu kendince yorumlaması, ne kadar da önemlidir. Adeta o sanatçının sanat yolculuğunda bir dönüm noktasını oluşturur.
Aysel Çırpanlı’nın restrostpektif sergisinin afişlerini gördüğümde, heyecanlanmadım dersem büyük bir yalan söylemiş olurum. Sergi açılır açılmaz kendimi İzmir Devlet Resim Heykel Müzesi Sanat Galerisi’nde buldum. Bu vesileyle de sizlere biraz da İzlenimciler’den söz etmek istedim. Bir sanatçının yetişmesini çok içten bir dille anlatan, insana dokunan bir sergi ile karşılaştım. Sergi sadece onun işlerini gözler önüne sermiyor, aynı zamanda onun sanatçı kimliğini, kişiliğini ve yaşamını anlatır nitelikte. Bu noktada Aysel Çırpanlı’nın başarısından söz etmek gerekiyor. Aysel Çırpanlı İzmirlilerin gerek İzmir Amerikan Kolejindeki öğretmenliğiyle gerek sanatsal üretimiyle tanıdığı bir kişi. Sanatçı olarak dünyaya gelen ve bir sanatçı olarak yaşamayı başaran ve bu erk uğruna bir ömür harcayan sanatçılardan biri olmuştur Aysel Çırpanlı. Elli yıllık sanat yolculuğu boyunca çalışarak, çabalayarak, üreterek Türk resim sanatında katkı sağlama gayreti içinde olmuştur.
Üç yüz elli tablosu yurt içi ve yurt dışında özel koleksiyonlarda ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin özel arşivinde yer alan Aysel Çırpanlı’nın restrospektifk sergisi onun 50 yıllık sanat yolculuğunda kendisini fırçanın buyruğuna adamış bir ressamın 70’li yıllardan günümüze, özenle seçilmiş eserlerinden oluşuyor. Sergi renkçi bir geleneğin izinden gelerek, çağdaş sanatın bugünkü dilini yakalamış bir ressamın eserlerindeki sosyal içeriği ve sanatının temel felsefesini oluşturan etik yapıyı da göz önüne seriyor. Çırpanlı’nın iç ve dış dünyayı yorumlayışını yakalıyorsunuz.
Eğitim aşamasında ilk öğretmeni ünlü Türk sanatçılarımızdan Fransa’da Despaiau’nun ve V. Marcuchi’nin Atölyelerinde resim eğitim gören Fuat Mensi Dileksiz (1880 – l965) olmuş. Yurtdışında yaşamış olan bu sanatçımız izlenimci anlayışla peyzaj ve ölü doğa resimlerinin yanında, heykel sanatıyla yoğun biçimde ilgilenmiş. (İzmir’de Çanakkale zaferini temsil eden Mehmetçik Heykeli, İzmir Milli Kütüphane ve Vidinli Tevfik Paşa Büstü bu dalda gerçekleştirdiği başlıca yapıtları.) Aysel Çırpanlı’nın ondan ilk resim eğitimini almış olması onun ressam kimliğinin şekillenmesinde önemli bir mihenk taşı olmuş. Titiz bir çalışmanın ürünleri olan bu resimler özgünlük ve üretkenliği çağrıştırmaktaymış. Sanatçı resimlerinde çizgilerin ritmine, renklerin yer yer dokusuyla duygusal bir anlatıma ulaşıyormuş.
Aysel Çırpanlı öğretmeninden aldığı hazla resmin peşine düşmüş, çalışmış, zamanını tümüyle ona ayırır olmuş. Geliştikçe çeşitli sanat üsluplarından etkilenmiş, İngiliz ressam Turner, Japon ressam Katsushika Hokusai gibi ustaları önemsemiş; kendisinin olanı aramış, denemiş, rafa kaldırmış, kendi tarihinin sayfalarına kayıtlar düşmüş. Yanyana yürüyebileceği düşündüğü sanatçılarla, yaklaşımlarla günlerce yaşamış. Sanatta yüce olanın peşine düşmüş. İzlenimci ressamları izlemiş, tuvale çalışmış, yağlı boya, sulu boya tekniklerini kullanmış, soyut resim üzerine kafa yormuş. Sanatta her zaman yenilikten yana olmuş. Resim sanatının genel kapsamı içinde uygulanan özel teknikler, bu sanat dalının doğası gereği olduğunun bilinciyle sürdürmüş çalışmalarını.
Bireysel dışavurumun alabildiğine rağbet bulduğu ve yükselişe geçtiği günümüz bilgisayar çağında, bu teknolojiden yararlanmamak düşünülemezdi. Şimdilerde bu teknolojiden destek alarak kendi sanat tarihinin sayfalarına bu teknikten örnekler veriyor; olağanüstü resimlerini bilgisayar ekranında çiziyor. Bu bağlamda dünyaya, sanata karşı atak ve cesaretli, yaptıklarından emin, duyumları arayış içinde kendi sanatsal tavrını sergiliyor.
Mavi mavi. Deniz mavisi, gök mavisi, çivit mavisi, kobalt mavisi. Dizi dizi maviler. Birçok mavi. Çok çok mavi. Sonra kahverengiler, kestane rengi, tava rengi, kahverengi, kırmızılar, sarılar, morlar… birbirine karışan renkler sonra. Birbirinin yerini tutan, birbirine yerini bırakan, birini kollayıp destekleyen, gözeten, gözetleyen renkler. Aysel Çırpanlı’nın paleti zengin ve aydınlıktır. Kendini birkaç renkle sınırlamadığı gibi, renkleri birbirine karıştırarak fazlaca bulandırmayı da tercih etmez. Onun empresyonist bir ressam sayılmasının bir nedeni de saf renklere düşkünlüğünden gelir. Aynı zamanda teknik yönden empresyonistlere yaklaşan bir yanı sanatı yalnızca görüneni aktarma olarak anlamadığı, görünenin ardındaki anlamı kavramaya çalışmasıdır.
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksel Resim Bölümü, Zeki Faik İzer Atölöyesi’nden mezun olan Aysel Çırpanlı, Salzburg Uluslar arası Yaz Akademisi’nde Oskar Kokoshcka Atölöyesi’nde çalıştı. İzmir’de kendi resim atölyesinde çalışmalarını sürdüren sanat hayatı boyunca yapıtlarında farklı teknikler uygulayan Çırpanlı, hayatın akışını, sadece insan portreleri ile değil, nesnelerin ve mekânların diliyle de verdi. Çırpanlı resminde hep yeniliğin peşinden koştu. Ancak izlenimciliğe selam vermekten vazgeçmedi.
Sanat yaşamı boyunca, üslup çizgisine şaşmaz damgasını koyabilen bir sanatçı olmuştur Aysel Çırpanlı. Duygu zenginliği, fikirsel çalışmalara düşkünlüğü, entelektüelliğinden gelir. Eserlerinde bir şiir havası vardır. Renklendirme anlayışı ise izlenimci buluşlarla kendini göstermiştir.
Tuvallerinde sokakta bir dilenci, penceresinden geçen bulutlar, evinin önünde iş bekleyen Roman işçi kadınlar, evinin karşısında çamaşır seren bir ev kadını, kısaca hayatta gördüğü her şeyi tuvaline taşır. Kimisi hayali resimler, kimisi soyut resimler. Onda tekrarın peşinden gitmektense, kendi gözlemlerinden yola çıkarak, yeni bir bakış açısı getirmenin hazzı baskındır. Ona göre dışımızdaki dünya ancak bilgilerle tanınabilir. Fakat onu ancak iç dünyamız ile anlamlandırabiliriz. O nedenle iç ile dış dünya arasında zorunlu bir ilişki vardır, bunlar iç içe geçmiş çemberlerdir. Biri diğerini doğurur, öbürü ötekinin canı olur. Birleşirler, ayrılırlar fakat kopamazlar. Bu bir buluşmadır aslında.
Aysel Çırpanlı, resim sanatına dair şöyle diyor. “Benim görüşüme göre resimle uğraşan biri hayatı boyunca öğrencidir. Ben öyleyim… Kendisini yeni formlar, yeni renkler ve yeni negatif, pozitif alanların dengelerini yaratmaya adayan bir öğrenci. Her resim bir bütün olarak soyut ya da klasik olsun bir ruh taşımalıdır. Resim almalı, nefes vermelidir. Ressam da bir rehber gibi, izleyicisini tuvalinin içinde gezdirebilmelidir. Benim tüm yaşamım, sanat verdiğim bu değerleri uygulama çabası içinde geçmiştir diye özetlenebilir.”
Aysel Çırpanlı sanata, resme, dünyaya, yaşama izlenimcilerin yolundan çıkarak eserler üretiyorsa da o kendi özgün yanını, rengini bulmuş bir sanatçı. Onun resimlerine bakmak bir yaşama, bir anlatıya bakmak gibidir. Onun bir resmi tıpkı bir masal, bir öykü ya da bir insan yaşamı gibidir.
Resimlerine birikmiş yaşanmışlık izlerini yakalarsınız. Her şey insana aittir. Nesneler, yeryüzü, gökyüzü, bulutlar, resim malzemeleri insana hizmet etmelidir. Çünkü dünya ve yaşam sanatta özetlenmiştir. Adeta bir davettir onun resimleri. Bizlere bir şeyleri çağrıştırır gibidir. Kavrayışımız değişir, duyumlarımız zenginleşir, başkalaşırız. An gelir gerçeğin ne olup olmadığının artık bir anlamı kalmaz. Çünkü yeni bir gerçek kurgulanmıştır. Dünyaya ve insana ait basit bir öykü kurulmuştur. Kendi varlığının, varoluşunun ve bireyselliğinin altını çizmeye, tadını çıkarmaya çalışan bir tavır içindedir. Küçük bir dokunuş, tanıdık bir bakış, bir görüntüde dondurulmuş zaman,hayattan sahneler... Her şey malzemesi oluverir. Yaptığı her şeyde, kurduğu her ilişkide, her imajda sizi bir duygusallığa taşır. Ona göre sanat açık konuşmalıdır. Açık olmak, konuşmak ne anlamda ise, o kadar açık konuşmak. Gevelemeden, süslemeden, kamuflajlara gitmeden…
Dede Korkut masallarından bilinir: Orta Asya’nın ilkel toplumu eski Türklerde çocuklar büyüyüp, yararlı, belirgin bir yaşam gösterisi, kanıtı oluşturmadan isim almazlardı. Yani isimlerini, bizzat kendileri hak ederlerdi. Aysel Çırpanlı ellinci sanat yılında resim sanatı üzerine alabildiğine kafa yormuş, olgunlaşmış, inatçı bir tavır içerisinde, yoğunlaşmış bir bilginin resmini gerçek sanatçı sezgisiyle yapmanın keyfini yaşıyor.

Raşel Rakella Asal
20 Nisan, 2015

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/