Ürün Adı: Duyuyormusun Kalbim - Dilek Yazar
Ürün Kodu: 1550
Bu ürün 220 kez incelendi.

ÜNLEM DERGİSİ – Eylül 2005

 

“Duyuyor musun kalbim?” Aklın ve Kalbin Duyabildiğince…

                                                                                           

 “Duyuyor musun kalbim?” Raşel Rakella Asal

  BOŞDERS KİTAPLARI, İstanbul, 2003

 

       Raşel Rakella Asal’ın bu kitabı, klasik metin incelemesi yoluyla ele alınmaya yatkın bir ürün görünmüyor kanımca. Daha doğrusu, ‘yeni metin tanımı’ denilen “biçimci”* bakışla değerlendirilmeyi bekliyor okurdan. Parçalar ancak o zaman bütünleniyor, anlamını buluyor.

         Kitabın adı, kapağı, kapaktaki tablo, arka kapaktaki tanımlık, yazarın önsözü, okuru adım adım parçaların bütünlediği ana metne yaklaştırıyor. Bu noktada kitabı duyma, kulağı aşıp kalbe yönelmeye başlıyor. Yazar, okuru yan metin unsurları diyebileceğimiz ‘tanımlık’ ve ‘önsöz’ ile ana metne çekmeyi başarıyor. Okur, yazara gezisinde eşlik etmeye hazırlanıyor. İlkin, kapaktaki tabloya dönüyor. Onu çözmeye, okumaya çabalıyor. Bu çaba, okuru tabloyla ilgili araştırmaya yöneltiyor. Okur, İspanyol ressam Picasso’nun İspanya’da 1930’lu yıllarda çıkan iç savaşa karşı tepkisini yansıttığı ‘Guernica’ adlı başyapıt hakkında ayrıntılı bilgilere, Picasso’nun sanat anlayışına,* oradan da İspanya’nın o döneme ait tarihine ulaşmaya çalışıyor. Yazarın ‘önsöz’ de belirttiği gibi, Picasso’nun acı kahkahalar eşliğinde sanki kendisinin de çırpınışlarını izlediğini duyumsuyor. Ve yazarın ardına düşüyor okur.

         Yazar İspanya gezisindedir. Ancak bu gezi, gidilen ülkeye ait izlenimlerden öte, oranın tarihine damgasını vurmuş iç savaşın etkilerini araştırmaya yönelmiştir. Picasso’nun ‘Guernica’ adlı başyapıtında iç savaşı duygusal yoğunlukla yansıttığını fark etmiştir.  Yazarın, yaşadığı yolculuk an’-lar-ı ‘Guernica’ aracılığıyla geçmişe yaptığı içsel yolculuklarla sürekli kesişmektedir. Yolculuk, zıt yönlü bir sürerliktedir. Yazar, somut ve düşünsel sürerlikle kendini ve geçmişi sorgulamakta, okurda da aynı duyarlığı yaratmaktadır. Böyle bir biçem, okuru somut bir gerçeği aktarmaya dayanan o alışılmış yolculuk anlatılarından farklı bir ürünle tanıştırıyor. Kitap etkileyici, çekici, farklı desenlerin bütünleştiği bir motife dönüşüyor.

          Metnin ilk parçasına, “Rimbaud’dan bir alıntı ile giriyoruz:

          “Ezelden çıkıp geldin,

         Her yere gideceksin.”

         Ardından yazar, yolculuğa yönelik düşüncelerini dile getiriyor. Yabancı bir ülkede kaybolmak isteğini duygulu şu tümcelerle aktarıyor. “… Nasıl da sıkı sıkıya sarılırız benliğimize, yaşadığımız kente, anılarımıza, çocukluğumuza. Özünde kendini yitirme edimi olan bu serüveni keşfettiğimde, artık onun da keyfini çıkarmaya çalışacaktım…” (s: 11) Yolculuğu, ülkesinde kalmaya yargılı olduğu kendinden uzaklaşmak, kaldırımda gömülü taş olmaktan kurtulmak, hep aynı insan değil, bir başkası da olabilmek diye tanımlarken alıntılara yer vererek duygu yoğunluğunu okura da aktarıyor.

         toz  toz akacak zaman

        o en içli,

        en serseri

         en âşık.

         Yine yollardayım.

     Yazar, ana metni oluşturan parçalarda, gezisini farklıymış gibi görünen ancak birbiriyle iç içe bir bakışla değerlendiriyor.  Okur bir yandan, onun yolculuk izlenimlerinin ‘Guernica’ yı çözümleme uğraşında esinlendiği görüntüleri yansıttığını; bir yandan da bulunduğu ülkeyi ‘Guernica’ dan bakarak değerlendirdiğini düşünüyor. Ölçülebilen, boyutlu bu yapıtın, her yorumda sonsuza dek bölünebildiğini söyleyen yazar, tablodan kendisine yansıyan görüntüleri duygularıyla harmanlayarak aktarıyor. Okur, bu tümcelerde savaşın iğrenç yüzüyle karşılaşıp insanın umarsızlığını hüzünle izliyor. “…Atlardan biri salına salına, koca gövdesini sürükleye sürükleye geçip gitti önümden. Ellerimi uzatıp onlara değebilmek için var gücümle sıçradım. Bir değebilsem, onlara bir binebilsem, gökyüzüne ulaşacaktım. Belki de o zaman Tanrı’yı görebilir, ona neden bir türlü görünmediğini sorabilirdim.” (s:22-23) Yazarın ‘tanımlıkta’ sözünü ettiği “…şimdiki zaman bireyinin  kendine, dünyaya sorduğu acıtıcı sorular” dan biri bu olsa gerek.

         Yazar, tabloda savaşın hiçbir varlık ayrımı yapmaksızın her şeyi kırıp geçirdiğini görüyor. Direnen çınar, henüz teslim olmamış palmiye, kurumuş dallar… Cüceler, tuhaf görünümlü palyaçolar, soytarıyı çağrıştıran atlar, muzip birileri de tabloda yerlerini alıyor. Kahkahalar gözyaşına, şaşkınlığa, hüzne dönüşüyor. Bunların yanı sıra kükreyen hayvanlar da var. Sanatçı (Picasso), Guernica’nın bombalanmasında hayvanların da insanlar gibi acı çektiğini izleyiciye duyuruyor. Tüm canlıları gözeten duyarlığını tabloya aktarıyor. Okur, bu görselliği söze aktaran yazarın dilinden, bir ülkeden gelip geçmiş ancak, tabloda kalıcı kılınmış gerçekleri izliyor.

         Yazar, bulunduğu ülkede her şeye karşın yaşamın dinamiği olan “aşk” ın diriliğini, sonsuzluğunu duyumsuyor. Dansla, müzikle, kırgınlıkların, acıların üstesinden gelen, sanatla bütünleşen, sevişen, aşkla sonsuzlaşan insanları anlatıyor tümcelerinde. “Güneş ülkesi İspanya’da ışık salkım saçak. Aşk dolu ve sıcak.”(s: 28)

         Bedeninin yaşadığı an’da, yüreğinin savaş döneminde olduğunu anlattığı metin parçalarıyla sürüyor yolculuk.  “…Bulanık boşlukta bu sınırsızlığı yakalayan insanların cümbüşüne katılıyorsam da yüreğim Franco dönemine gitmeme engel değil.” (s:32)

         Yazar, Prado Müzesi’nde bir taş kımıltısızlığında ‘Guernica’yı okumaya çabalıyor; tarihin, İspanya’nın kemerli galerilerinde, çan kulelerinde, gotik yapılarında, parkta, bahçelerde peşini bırakmadığını söylüyor. Tarihin yazara fısıldadıkları –yazarın tarih ağzından anlattıkları-, okura yaşadığı an’ı sorgulatıyor. “Savaş… İnsanlığın en büyük ayıbı. Kendini bir zaman tüm evrenin merkezinde gören, yarattığı teknolojiyle aklıyla övünen, fakat savaş denen ilkellikten bir türlü vazgeçemeyen insan, en büyük acıları yine kendi cinsine yaşatıyor. Kimi zaman kendi sınırları içindeki halkına, kimi zaman da binlerce kilometre uzaktaki bir ülkeye şiddet uygulamayı kendilerine hak görüyorlar. İspanya da bundan nasibini alan ülke…” (s: 36) Okur bu noktada, şiddet ve yıkımdan nasibini alan ülkeleri düşünüyor; tarihin fısıldayan sesinin bir haykırışa dönüşmesini diliyor.

         Ana metni oluşturan parçalar, yazarın üye olduğu bir edebiyat kulübünde İsabel adlı bir akademisyenin iç savaşa dair anlatılarıyla sürüyor. Yazar, o sözlerin damıttığı belleğinin yolculuğuna çıkıyor.  Tarihe sorular soruyor. Tarih, sahne oyunuyla İspanya iç savaşını yazara aktarıyor. Yazar bu noktada, okuru ‘Guernica’ tablosuna gönderiyor. Okur, sahne dekoruna tablodaki görüntülerin yansıtıldığını fark ediyor. Parçalar, savaş tanıklarının anlatılarıyla sürüyor. Okur sonunda ‘Guernica’nın yaratıcısı Picasso’ya. ulaşıyor. “… Biteviye bir sabırsızlıkla çalışan ellerinden dökülen biçimlerle yıkmak için bedenleri, geçmişi yağmalamaya ve geleceği şakacı bir dille anlatmaya. Bir öykücü değil o, bir anarşist! Fırçasıyla saldırıyor bedenlere, kırıp döküyor her şeyi. Başıbozuk, uslanmaz çocuk. Tüm kurallardan, açıklamalardan nefret eden yaramaz çocuk. Resim yıkmalardan oluşan bir toplamdır diyen yine o anarşist.” (s:103)   

         Yazar bulunduğu yerde acıların en kötüsü en dayanılmazı diye nitelendirdiği bellek acısıyla geçmişte yaşananları görür gibi oluyor. Alıntıladığı söz ve şiirlerle duygularını okura da yansıtıyor. Okur, bireyin sanatla soluk alabildiğini, sonsuzlaştığını alımlıyor bu anlatılarda.

         Ana metnin tamamlandığı son parçalar yazarın ruhsal ve bedensel yorgunlukla dinlendiği bir otelden gün ışığında dolaşmak için çıktığı zamanı aktarıyor. Dolaşmaya öldürücü sıcakta çıkmasının bir nedeni var Yeniden yaşama katılmak için ışığı görmek, ışığın değdiği her yeri öpmek. İşte bu nedenle kendini güne sunuyor. Okuru içten sarmalayan bu duygu, yazarın alıntıladığı şu tümcelerle okura  daha da işliyor: “…İçine bir cisim atıldığında suda oluşan halkalar gibi sonsuz çemberler çizen ışık yerleştiği her bölgeyi renklendirip kıpırdatıyor, doğayla kaynaştırıyor ve çevreye serpilmiş gülüşler gibi parlıyor. Bizleri kaçak maskelerimizi fırlatmaya, sıçrayıp uyanmaya, onunla yuvarlanmaya çağırıyor.” (s:135)

        

         Kayıp giden bir gün daha.

         Akıp giden

         Su gibi parmaklarımın arasından.

 

        

         Henüz ellerim ıslak

 

         Gezinin üzerinden yıllar geçmiştir, ancak gezinin yazarda bıraktığı izler silinmemiştir.

 

         Metinlerarası geçişlerle yapılandırılmış bu kitap, parçalar ve parçalar içindeki alıntılarla bir yap-bozu andırıyor; okurdan birleştirilmeyi bekliyor. Tıpkı Picasso’nun ‘Guernica’sındaki parçalılık gibi. Tablodan kitaba yansıyanlar nasıl ki ‘Guernica’nın anlam çoğulluğunu sağladıysa bu başyapıt da “Duyuyor musun kalbim?”i yaratmıştır diye düşünüyor okur.

         Yazarın başka metinlerden aldığı kesitleri, kendi metninin yapısına, belirlediği anlamsal stratejiye göre donattığı, yeni anlamlara ulaştığı bir kitap “Duyuyor musun kalbim?” Bu yönüyle Metinlerarası İlişkiler alanında oluşmuş başarılı bir örnek. Üstelik, oturduğu yerden öğrenmek, baktığı açıdan dünyayı izlemek istemeyenlere sesleniyor.

        

ÜNLEM DERGİSİ – Eylül 2005                                                   

                                                                                                          

         *Bkz. Metinlerarası İlişkiler, Kubilay Aktulum, Öteki Yayınları-2000

         *Bkz. Picasso, Ana Britannica, c.17

 

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/