Ürün Adı: Cecile, İnsani, İnsansızlığıyla Tanıma Romanı - Vicdan Efe
Ürün Kodu: 1551
Bu ürün 240 kez incelendi.

Almanya’nın Münih metrolarında, Nazi faşizmini unutturmamak için, o döneme ilişkin fotoğraf sergileri açılırdı yıllar önce. Kimilerine göreyse, asıl amaç, ırkçı gençlerin duygularını körüklemekti.

            İkinci Dünya Savaşı’nda, Yahudilerin katledilmesi için kullanılan (bu kısmı çıkar, çünkü yalnız Yahudiler değil, eşcinseller ve çingeneler de bu kamplara alındı)Dachau Toplama Kampı’nı gezmiştim 1987’de. Fırınlardan gelen kokunun, tüm yaşananlara ilişkin hissettirdiklerini unutmam olası değil!

            Görmeye gelenler arasında bir kız, yanındaki gencin omzuna başını gömerek sessizce yas tutmuştu. Oğlan, olabildiğince sarıp sarmalamıştı kızı, kendi gözyaşlarını tutamadan. Ben henüz ne olup bittiğini kavramaya çalışırken onların acısını yeterince yüreğimde hissedemediğimi anlamış ve utanmıştım. İnsan, yaşamadığı acıları içinde hissedemez, yalnızca anlamaya çalışır!

            Dachau’daki milyonlarca çift ayakkabının fotoğrafını görmem, fırınları gördükten sonraki sarsıntımdı. Bizdeki, ölünün ayakkabılarını kapının önüne koyma geleneğinden midir nedir, bir süre gözlerimi kapattığımda bile bu gerçeği usumdan silememiştim.

            Sonraki yıllarda İkinci Dünya Savaşı’na ilişkin okuduğum pek çok kitap ve izlediğim filmlerde Dachau’daki fırınların kokusunu hissettim. Japon gençler ve yakılan insanların ayakkabıları belirdi hep zihnimde.

Bu görüntüler algılarımı yönlendi.

            Racsel Raşel  Rakella Asal’ın  Cecile’sini okurken, romanın kahramanı Cecile’nin arkasında bir gölgeymiş gibi dolaştım toplama kamplarını.

            Cecile, Polonyalı bir Yahudi olarak genç kızlığa ilk geçiş yıllarında tanıştığı savaşla yüzleşmek için 1986’da Majdanek Kampı’na gider. Anıların sarsıntısıyla bazen o yaşlardaki çocukluk coşkusuyla, bazen sarsılarak, bazen de geçmişle bugünü içleştirerek, yaşadıklarına inanamadan, eğer bu yaşadıkları doğruysa şimdi nasıl yaşıyor olduğuna şaşarak anlatmaya başlar.

            Kitabın kapağında, en üstte “Holokost’a bir ağıt” yazılıdır. Yahudi soykırımına (çıkar) tüm soykırımlara, tümden yakılarak yok edilmeye ağıt…

            Okumam boyunca, Cecile’nin küçücük ellerini, minyon bedenini kavradım, tıpkı Japon genç gibi. Düşmemesi için dayanak oldum. O ise kendinden öyle geçmişti ki, benim varlığımın farkına vardı mı, bilmem!

            Varşova’nın, savaş öncesi sokaklarını, çocukluğunun henüz acı ve nefret bulaşmamış duygularıyla anımsar Cecile. Şimdiyle geçmiş arasında, “Bir yabancı gibi kendi önümden geçiyorum besbelli.” der, kendine dışarıdan bakarak.

Yazar, roman kahramanı Cecile’nin ruhuna öyle girmiştir ki, bir an, yaşananların onun başından geçtiğine inanır okuyucu. 

            Kahramanın duyguları karmakarışıktır, benlik kavramı sarsılmış, gerçek Cecile’nin kim olduğu sorgusu başlamıştır. Anılarından, yaşadıklarından, ancak yazarak arınabileceğini  anlamış ve bu romanı, yıllardır bedeninde ve ruhunda taşıdığı ağırlıklardan kurtulmak, aynı zamanda neler olduğunu daha iyi kavrayabilmek ve şimdiki Cecile’yi ortaya koyabilmek için yazmaktadır. Şu alıntıda yazarla Cecile’yi iç içe geçmiş görüyoruz. 

            “Sonunda beni bütünleyecek, dimdik yapacak bu koca metnin bir parçası oluyorum burada. Karanlıktaydım; saklanmıştım ama şimdi görebildiğim bir aydınlığa yükseliyorum. Ben öyküyüm burada”(S.15)

            Cecile’nin babası resim galerisi sahibidir; şiirle ilgilenir, çocuklarıyla satranç oynar, onları sanatın duyarlılıklarıyla yetiştirir. Cecile güven ve aile sıcaklığı içinde sevgiyle büyüyen bir kızdır. Bu mutluluk tablosunun bir ömür boyu süreceği konusunda en ufak bir kuşkusu yoktur kimsenin.

Başkalarına saygılı, kendi halindeki bir yaşamda her şey değişmeye başlamıştır. 1939 Kasım’ından itibaren Yahudilerle ilgili her gün yeni bir yasa, yeni bir yasak getirilmiştir. Dikenli tellerle kurulan barikatlara sürüklenmişler, üzerinde Davut’un mavi yıldızı dikili beyaz kolluklar takmak zorunda kalmışlardır. Sokağa çıkmaya çekinir olmuşlardır; utançtan!

            Erkeklerin ayda belli bir süre Judenrant adına çalışmak zorunda bırakılması, Yahudilere kitap ticaretinin yasaklanması, Getto dışına çıkmalarına izin verilmemesi, nispeten katlanılabilir şeylerdir.

            “Nazi askerlerinin denetiminde Yahudi ustalar büyük bir hızla tuğla örüyorlardı. O duvarlar bizim yoldaşımızdı. Bizden yana ve gözlerini bizim tarafa dikmişlerdi. Az biraz toprak ve kilden yapılmalarına rağmen, bizden yana durdular. Ve bize grilikleri içinde masumiyetlerini ve suçsuzluklarını haykırdılar. Bizler için örülen duvarlar ışıltılı bir yalnızlıktan başka neydi ki. Biz duvarların dışında, zamanın dışındaki karanlığa gömülü bir yaşama evet demiştik.”(S.22)

            Gettonun karanlık yalnızlığına alışmalarında yavaş çalışan duvar ustalarının kırbaçlandığını görmelerinin de etkisi vardır: Henüz işkenceler başlamamıştır!

            Naziler, yüz binlerce insanı üst üste, daracık bölgeye sığıştırmış, yoksulluk, açlık ve pislik içinde bırakmıştır. Onları evsiz yurtsuz, bir dilim ekmeğe muhtaç duruma sokmuştur. İnsan olmanın onuru, erdemi yok edilmeye çalışılmış, yaşamda kalabilme uğraşına düşürülmüşlerdir. 

            Cecile, anılarına dayanmanın yanı sıra o günlerde Getto’da  gettoda kaçak yayımlanan “Haftalık Sığınak Gazetesi”nden kesitler de sunarak okuyucuya belgesel-anı roman tadı ve gerçekliği vermiştir. Söz konusu gazetenin fiyatı; bir sigaradır.

            Yahudiler arasındaki haberleşmeyi, dayanışmayı ve bir irade oluşturmayı amaçlamanın yanı sıra, ironik (mizahi) bir dille yazılması, hayata espriyle bakabilmenin önemini de düşündürür okuyucuya.

            “Gelen raporlar sığınağımızın son zamanlarda tehlikeli, üzücü ve acıklı bir hemoroit salgını ile karşı karşıya olduğunu teyit ediyor.”(S.26) dendikten sonra, ellerinde yeterince ağrı kesici olmadığından aşağıdaki küçük bir şiir öneriliyor!

“Fitil ve Kaplumbağa

Fitil perişan ve endişeliydi   

Kamplumbağa kabuğunun içinde diye.

 ‘Oldukça zor olmalı’ diye düşündü,

‘Böyle sınırlı ve kapalı bir yerde yaşamak:

Nasıl yaşıyor? Nasıl dayanıyor? Cehennem gibi olmalı.’

Bunun üzerine kaplumbağa kardeşini ikna etti,

‘Kendi kabuğumun içinde tıkılı olmayı tercih ederim

            Başka birisinin kıçına sokulmaktansa.”(s.26)

            Gettodaki  “Tiyatro Gençlik Kolu” üyeleri direnmeye ve bu sorumluluğu taşıyabileceklerine inanmışlardır. Çıkış noktalarıysa birlik olmaktır. Geleceklerini kurabilmeleri buna bağlıdır. Beklentileri ve umutlarıdır direnmek.

            Bu gençler duvarların içinde adeta sağır ve dilsiz bırakılan halkı, yer altı şebekesi kurarak dışarıdan alacakları haberlerle bilgilendireceklerdir. Yeşeren umutlar, kasvetli, hareketsiz yaşama bir ışık olmuştur. Cecile’nin erkek arkadaşı Romek de bu oluşumun içindedir.

            Romanda şu an, geriye dönüşlerle, bazen tüm zamanların yok olup duygularının uçuştuğu bir havada bulur okuyucu kendini.  “Hangi zamandayız?” sorusunu sorarak zamansız, belirsiz, cisimsiz ve kirlenmiş hisseder, böylece Cecile’le harmanlanır duyguları.

            “ ‘Acı derinleşecek, sevinç olacak’ der İncil.” (S.44)

            Çekilen acılar, bu dünyada yaşanmışlığın belirtisi, mutlu olmayı hak etmenin temelidir. Kederle yoğrulmuş gönüllerin sevincinde başka bir anlam vardır.

            “SS’lerin kesin kuralı: ‘Merhamet bir lükstür.’ Komutan, bununla da yetinmez, eklerdi: ‘Merhamet bir cinayettir. Bir korkaklık, bir tabansızlıktır.” (S.69)

            Cecile, yaşamlarından zorla çıkarılan, çıkarılmaya çalışılan merhametle birlikte, umutlarını ve ilk gençliğini de alıp tarım işçisi olarak İsrail’e gitmek zorunda kalmıştır. Doğada toprakla özdeşleşerek onarılan insanlığıyla yıllar sonra ziyaret ettiği Majdanek Kampı’nda çocukken götürdüğü ölüm sesini işitir.

            “Bu büyük ve karışık koroya sesi kesilmiş ihtiyar, gücünü yitirmiş kadın, korkuya kapılmış çocuk, tedirgin delikanlı, hep tetikte duran genç kız kendi sesinde katılıyor. Gerçekten de ölümün sesiydi bu. Etleri çürütüp dağıtan, kemikleri ufalayıp yok eden, yaraları iğrenç bir irine dönüştüren korkunç, tırtıl: ölüm.” (S.68)

            Tüm anılar seslerle, görüntülerle üşüşür Cecile’ye. Ayakta duramayacak kadar sarsıntılar geçirir. Yalnızca geçmişte ve bugün yaşayan kimliğini bulmak sarsıntısı değildir bu. Olan biteni yeniden, bugünkü haliyle düşünerek yorumlama ve anlamlandırabilmenin ağırlığı altındadır.

            Yazdıkça unutulan, toza bulanmış yaşananlar berraklaşır, bir şekilde tutunduğu hayatı paramparça eder. Yine de yazarak yüzleştirir geçmişle bugünü.

            “Yazmak bu mu” diye, kendi kendime yineledim./    Her şey şeklini kaybedecek.

            Her şey aşınıp esneyecek./ Gevşeyip çatlayacak,

            Kuruyacak,/ Yumuşak dokular sertleşecek

            …”  (S.184-185)

            Fırınlarda yakılan kadınların saçlarının önceden kesildiği, çuvallara doldurularak keçe yapımında kullanıldığı, kobay Yahudi kadınların kısırlaştırıldığı, çocukların annelerinden koparılıp götürülerek kurşuna dizildiği gibi pek çok iç acıtıcı gerçekle karşı karşıyadır okuyucu.      

            İnsanların, insanlığın bir simgesidir Cecile. Ne olursa olsun, ayakta kalabilme gücü göstermesi, kin ve öfkeden uzak, yaşama sevincini içinde barındıran, sevgi timsalidir. İnandığı, yalnızca sevgidir, insana insan olarak bakabilme yüceliğidir. Nefes alabilmenin mutluluğu içindedir.

            “Karalanmış sayfalarla tekrar yüzleşen, iç içe geçen kendimden yansımalar. Uzun bir öyküyü yeryüzüne ulaştıracak. Metin ve ben. Birbirimizi yansıtan iki ayna oluyorduk. Birbirimizi bütünlüyorduk.” (S.204)

            Yazdıkça geçmişini dışa vuran ve ona karşıdan bakabilmeyi başarabilen Cecile, kendi yaşamını anlatmakla kalmıyor, okuyucuya yazmanın sonuçları hakkında ipuçları da veriyor.

            Yıllar önce ziyaret ettiğim Dachau Kampı’ndaki duvarda şu yazı asılıydı:

            “Anımsanmayan geçmiş, tekrar yaşanmaya mahkûmdur.”

            Biri bitmeden diğeri başlayan insanlık savaşlarının iç yüzünü yeterince bilmediğimiz içindir belki tüm yaşananlar. Cecile, unutulmaması gerekenleri hem kendisi hem de insanlık için anlatmış. Kitabı okumak, insanım diyebilmek için yaşananları bir de Cecile’nin gözüyle görmek, onun duygularını paylaşmak yerinde olacaktır.

 

Kaynak: Asal, Raşel Rakella; Cecile, Roman, 267 sayfa, Kafekültür Yayıncılık, İstanbul 2012

 

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/