Ürün Adı: Beacon Dergisi için -Şükran Yücel ile Söyleşi
Ürün Kodu: 1593
Bu ürün 250 kez incelendi.

İzmir Amerikan Lisesi Beacon dergisi için Şükran Yücel (’71) ile röportaj

 

Eski bir zaman düşünün peşindeki yazar : Raşel Rakella Asal

 

Raşel Rakella Asal aramızdan biri. Her yaşta yeni bir şey öğrenip yeni bir şeylere başlama felsefemizi hayata geçiren en güzel örneklerden biri. 2003’te yayımladığı üç kitabından sonra yeni kitapları birbirini izledi, edebiyat dünyamızın ilgisini çekti. Rakella ile yazarlık serüvenini konuştuk.

 

Sevgili Rakella, yazmaya nasıl başladın?

 

1989’da Ülkesel Turist Rehberlik Kokart’ımı da almış, yaz ayları boyunca rehberlik yap­maya başlamıştım. Kışın ölü turist mevsimin­de Fransa’ya gidip dil eğitim programlarına devam etmek, yaz sezonu da rehberlik yap­mak hayatımı zenginleştirmişti. Fransa’da eğitim aldığım sürede dil eğitiminin yanında sanat tarihi seminerlerine de katılıyordum. Bu seminerlerde özellikle turistlere yönelik kendi mesleki uygulamalarımda kullanabile­ceğim konulara yöneliyordum. Bu çalışmala­rım öyle bir yoğunluk kazandı ki, 1997 yılın­da turistlere yönelik Osmanlı-Türk sanatına dair bir kitap yazmaya karar verdim. O yıl Ankara’da Uğur Mumcu Araştırmacı Gazete­cilik Vakfı’nın açtığı yaratıcı yazarlık kursları­nın yapılacağını gazeteden okumak hayatı­mın yönünü tamamen değiştiren önemli bir faktör oldu. Bu kurslara dört yıl devam ettim. Mehmet Eroğlu’nun yönlendirmesiyle yazın serüvenim de başlamış oldu. Ama kolejde Creative Writing dersleri almamış olsaydım, yazarlığı hiç düşünemezdim. Benim yazarlık yeteneğimi ilk keşfeden edebiyat öğretme­nim Mr. Whitener oldu. Annemi okula çağıra­rak yeteneğim doğrultusunda eğitim almam için onu teşvik etti. O görüşmenin, bugünü­mün hazırlayıcısı olduğunu, söyleyebilirim.

 

2003’te üç kitabın birden çıktı. Her Şey Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi, geçmiş anıla­rının ışığında yazılan otobiyografik bir ça­lışma mı?

 

Çocukluğumun anıları ile yola çıkıp okura bir eski zaman düşü yaşatmaya çalıştım. 1950-1960’larda, İzmir’i, çok sevdiğim an­neannemin kişiliğini ve gönüllü olarak topluma verdiği hizmetleri, Yahudi toplumunun o günlerdeki yaşamını onun kişisel anılarıyla harmanlayarak aktarmaya çalıştım. Son derece iyi kalpli, yardımse­ver, yetenekli ve sosyal bir kişilik. Çevresine ve ailesine ışık saçan bir insan. Yol alan, el veren bir kadın. Benim dünyamı şekillendiren ender karakterlerden ilki. Benim için bir ana tanrıça. Kısaca anılarımı anlatırken kendimi büyüyen, yararlanan, öğrenen bir insan olmanın yanında tüm zaaflarım, kırılganlığımla da yansıtmaya çalıştım. Ha­yatımızda olanlar ve olmayanlar var. Sadece isimler ve mekânlar ve zaman farklı, hepsi bu! Yaşananlarsa hep insana dair ve insana ait olan şeyler.

 

Duyuyor musun Kalbim kitabını İspanya yolculuğundan sonra, Picasso’nun Guernica tablosuna ve Guernica’da bombardıman sonucu ölen binlerce kadın, erkek ve çocuğun anısını tazelemek ve unutturmamak için mi yazdın?

 

İspanya’da dil eğitimine gittiğimde İspanya İç Savaşı’nı yakından in­celeme şansını yakalamış oldum. Ancak belirtmek isterim ki, bu bir gezi kitabından çok, oranın tarihine damgasını vurmuş iç savaşın etkilerini araştırmaya yöneldiğim bir çalışma. Picasso’nun ‘Guerni­ca’ adlı başyapıtında iç savaşı duygusal yoğunlukla yansıttığını fark ediyorsunuz. Ben İç Savaşı anlatma kaygısına düşünce İspanya’da bulunduğum zamana bir yolculuk yapmış oldum. Bir bakıma anıları­ma geri gittim ve yaşadıklarım, okuduklarım, o dönemde yaşananlar yolculuk ‘an’ larına dönüştü. ‘Guernica’ aracılığıyla geçmişe yaptı­ğım içsel yolculuklarla sürekli kesişti. Bu kitabı seyahat gibi başla­yan bir serüvenin nasıl bir yüzleşmeye dönüşebileceğini göstermesi açısından önemsiyorum.

 

Volga Hüznü adlı kitabında St. Petersburg’dan Moskova’ya uza­nan bir nehir yolculuğunda Puşkin’den Tolstoy’a, Gogol’den Dostoyevski’ye Rus edebiyatının başyapıtlarıyla sarmalanan hü­zünlü bir Rusya panoraması çiziyorsun. Ülkeler, yolculuklar edebi­yatla anlam kazanıyor değil mi?

 

Her anlatı bir yolculuktur aslında. Tüm yolculuklar insanın kendi içi­ne yaptığı yolculuğa dönüştüğünde anlamlı, bir o kadar da zengin­leştirici olmuyor mu? Dolayısıyla bu kitapta St. Petersburg’dan baş­layan, zengin çağrışımlarla ve ünlü Slav hüznüyle biçimlenerek Volga üzerinden Moskova’ya kadar uzanan bir yolculuk yer alıyor. Kitap­ta Rus edebiyatına yapılan bir yolculuk da var. Bu kitabı yazarken ‘anlatı ormanları’na dalmamak ve okuru bu ormanlarda dolaştırma­mak düşünülemezdi. Tolstoy’dan, Anna Karenina’dan, Puşkin’den, Gogol’den Dostoyevski’den söz etmemek düşünülemezdi.

 

Heyamola’nın İzmirim kitapları dizisinde İşte Bizim Gül Sokağı’nı yazdın. Gül Sokağı’nın, Alsancak’ın o eski günlerine özlem duyu­yor musun?

 

Bu kitabı oluştururken bir edebiyatçı gözüyle kendi kentime, yaşadı­ğım coğrafyaya, kendimden duyarlılıklar katarak yaklaştım. Kentime ve semtime gönül gözüyle baktım. Kendimi değişik insanların yerine koydum, kimi kez sokağımdan geçen seyyar satıcı, manav, gel git işlerinde çalışan çırak, kapıcı, apartman komşusu, sokak çocuğu ol­dum; onların yüreğiyle semtimi, kentimi, hissetmeye çalıştım, böyle­ce kitabı oluşturdum. Kimi zaman da değişik zaman dilimlerine sıç­rayarak nostaljik bir bakış açısıyla eskilerin meşhur Gül Sokağı’nda bir flanör oldum, gezindim.

 

Tıpkı Hayat Gibi (Şenocak, 2012) kitabındaki denemelerinde çok iyi ve birikimli bir okur olduğunu görüyoruz. Sadece okumakla kalmayıp özümsediklerini başkalarıyla paylaşmak için Balzac’tan Hermann Hesse’ye, Virginia Woolf’tan Proust’a, Cortazar’dan Marquez’e pek çok yazarın kitapları üzerine bir okuma haritası çı­kartıyorsun. Seni en çok etkileyen tek bir yazar söylemeni istesem hangisini seçerdin?

 

Kimi, yazı tarzıyla; kimi, kurgusuyla; kimi, konusuyla… her bir yazar­dan ayrı ayrı etkileniyorum. Örneğin Proust zor okunan bir yazardır. Onun ağdalı, ayrıntılarla dolu, ilk bakışta karmaşık gibi görünen me­tinleri bir yerden sonra okura farklı bir tat vermeye başlar. Proust bizi öyle bir dünyaya davet eder ki, orada asla göremeyeceğimiz ay­rıntılarla, yaşayamayacağımız duygularla yüz yüze geliriz. Proust’u okumak benim doğaya, insanlara ve nesnelere dair düşüncelerimi değiştirdi; Proust’un zengin imge dünyasında yol aldıkça kendimi zenginleşmiş hissettim ve “Ne kadar körmüşüm!” diye hayıflandım.

 

Romanın Cecile (Kafekültür Kitap, 2012) Holokost’a bir ağıt olarak yazılmış. Nazilerin korkunç soykırımında hayatta kalmayı başar­mış bir Yahudi kadının ağzından yazmış, araya haftalık sığınak ga­zetesi raporlarını koymuş, o dönemin ruhunu yakalamışsın. O acı dönemle ilgili epey araştırma yaptığını görüyorum. Bütün insanlık için bir utanç kaynağı olan o dönemi yazmak senin için acılı bir deneyim oldu mu?

 

Bir yazar olarak geriye dönüp Holocaust’a baktığım zaman her şey çılgınca geliyor. Soykırım hakkında çok kitap okudum ve notlar al­dım. İnsanların lağımlarda, tuvaletlerde, ahırlarda, açık alanlarda nasıl yaşadıklarını, nasıl partizanlara katıldıklarını, nasıl hayatta kaldıklarını Varşova’daki yaşamlarının nasıl yavaş yavaş değişti­ğini, Varşova gettosunun nasıl oluştuğunu hep bu okumalarımdan öğrendim. İnsanların o getto duvarları arasında neleri yaşadıklarını okudukça o günler hakkındaki bilgilerim derinleşti. O dönem içinde yaşama nasıl tutunduklarını, sanatla nasıl bir ilişki içinde olduklarını, nasıl eğitimlerine devam ettiklerini ve nasıl amatör tiyatro faaliyetle­rini sürdürdüklerini zihnimde canlandırdım. Holocaust okumalarım giderek, yaşama nasıl tutunulacağını anlatan belgelere dönüştü. Bu bilgileri bir roman kurgusunda yazmaya karar verdim. Cecile böyle oluştu. Bu açıdan bakıldığında Cecile Varşova gettosundaki Yahudi yaşamının romanıdır.

 

 

Yazmak isteyenlere ne önerirsin?

 

Yazı kendimizi ifade etme aracımız; bu dün­yada yapayalnızlığımızın ve kırılganlığımızın, kaygan zeminimizin bize tanıdığı olanakları kendimize bir yazı alanı açarak hayata tu­tunma yolumuz, her sanat dalı gibi. Bu ara­cı kullanarak kendimiz hakkında bir şeylere ulaşabileceğimizin peşinen kabulü… ancak her yapıt kusurlu olmaya mahkûmdur, bunu çok iyi biliyoruz. Bunu en az kendi yazdık­larım için gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Sanatı kusur içinde kusursuzluğu aramanın bir yolu olarak değerlendiriyorum. Dolayısıy­la yazıyı daha dinginlikle seyretmeli, geçen günlerin tadını çıkarmalı.

 

Rakella’ya teşekkür ediyor, yazın yolculu­ğunda başarılar diliyoruz.

İzmir Amerikan Lisesi, Beacon dergisi, Mayıs 2014

 

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/