Ürün Adı: İzmir Life Dergisi - "Cecile" - Deniz Çaba
Ürün Kodu: 1548
Bu ürün 400 kez incelendi.

 

Holokost’a bir ağıt: Cecile

İZMiR LIFE  NİSAN 2013 -  Deniz Çaba Şan

“Volga Hüznü”, “Duyuyor musun Kalbim”,“Her Şey Sanki Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi”, “Carmen Haremde”, “İşte Bizim Gül Sokak” ve şimdi de Holokost’a bir ağıt,veya “Cecile”. İzmirli yazar Raşel Rakalla Asal ile son kitabı üzerine konuştuk.

Öncelikle kitabın çıkış öyküsünden bahseder misiniz? Sanırım Polonya gezinizden

sonra şekillendi?

Her şey 2005’te dünyanın her tarafından gelen insanlarla beraber Varşova’yı gezmemle başladı. O beş olağanüstü gün boyunca 1939- l943 yıllarının Varşova’sını konuşup durduk. Varşova gettosu hakkında ilk bilgileri gezi rehberimden aldım. İnsanların lağımlarda, tuvaletlerde, ahırlarda ve açık alanlarda nasıl yaşadıklarını, partizanlara katıldıklarını ve nasıl hayatta kaldıklarını ilk ondan dinledim. Ama dinlemek yetmedi, kendimi sayısız okumalara attım. Bu okumalarımdan şunu fark ettim ki, dünyanın “Holokost”u anlaması önemliydi. Hele “Holocaust Denial”ın (Soykırım İnkârı) yükselişte olduğu günümüzde…

Yaptığınız okumalarda sizi bu konuda roman yazmaya yöneltecek asıl itici güç ne oldu?

Holokost ana temamdı ama ben değişik bir bakış açısından konuyu ele almaya çalıştım. Holokost deyince akla hep kamplar gelir ki kamp dönemi Holokost’un son aşamasıdır. Oysa ben insanlar Varşova’da yaşarlarken yaşamlarının nasıl yavaş yavaş değiştiğini, nasıl Varşova gettosunun oluştuğunu anlatmaya çalıştım. O dönem içinde yaşama nasıl tutunduklarını, nasıl eğitimlerine devam ettiklerini ve nasıl amatör tiyatro faaliyetlerine devam ettiklerini anlatmaya çalıştım.

Varşova’da neler gördünüz, neler yaşadınız?

Cecile karakterini kurgularken bizzat tanık olduğum bir Holokost kurtulanını karakterim yaptım. Onu beş gün boyunca tanımıştım, fırsat buldukça ara ara onunla konuşmuştum. O ilk kez yerleşmiş olduğu İsrail’den kaldığı kampa geliyordu. Yıl 2005’te. Kendisi Macar asıllıydı. Benim romanımda Cecile Polonya Yahudisi. Haziran l986’da ilk kez Varşova’ya geliyor. Bu gibi değişiklikler var kitapta. Bir taraftan kampları gezerken bir yandan da gezide tanıdığım Macar hanımın anlattıklarını not ediyordum. Bir gezi yazısına dönüştürme düşüncesi vardı aklımda ama bir romana dönüşeceğini bu konu üzerine okumalarımı artırdıkça anladım. Sait Faik’in çok bilinen bir sözü vardır, yazmadan delirecektim der. İşte ben öyle bir duruma geldim…

Kitapta adı geçen bazı karakterler Varşova gettosunda yaşamış isimler. Örneğin Dr. Janusz Korczak…

Çok doğru bir tespit. Ben araştırmalarımı yaparken tanıklıklardan yola çıktım. En önemli kaynak kitaplarım günlükler oldu. Örneğin Dr. Janusz Korezak’ın günlüğünü, o dönem Yahudi Teoloji okulunun öğretmeni Chaim A. Kaplan’ın günlüğünü okudum. Yahudi gençliğinin direniş hareketlerini “Justyna’s Narrative” den öğrendim. “Eyewitness Accounts from the Warsaw Ghetto”, bir diğer kaynak kitabım oldu. Bu okumalar yoluyla gerçek olaylara eriştim. Yine bu okumalarımdan tarihçi Emmanuel Ringelbum’un gettoda kültürel etkinlikler düzenleyenlerden biri olduğunu öğrendim. Bu kişi üzerine yaptığım araştırmadan Polonya Yahudi dünyasındaki yaşamı tarihi bir belge olarak kayda geçirmek için l933’ten beri yazdığını öğrendim. 1940’ tan sonra Ringelblum tüm Yahudi halkını da yazmaya ikna etmişti. Bunu bir tarihçi olarak kendine görev bildi.

Gettoda bir dergi de çıkartılıyor sanırım…

Polonya’da o günlerde aralıklı olarak Yahudi Direniş Örgütü ile Yahudi Danışma Kurulu altı dergi çıkarıyorlar. Bu dergilerin yayını için kayda değer emek veriliyor. Ellerinde bulunan tek bir teksir makinesi gece boyu çalışıyor. Karpit gaz lambalarının puslu ışığı altında. Çalışmalar sabaha karşı editörlerin göz yanmalarından yakınmalarıyla sona eriyor. Dergi kaç sayfa basılmışsa basılsın ertesi gün mutlaka dağıtıma çıkarılıyor. İşte bu eylem, yani günlük tutmak, aradan 60 yıl sonra “Cecile” romanımı yazarken benim en büyük dayanağım oldu.

Bu günlüklere nasıl ulaştınız?

O da çok ilginç. Yine okumalarımdan şu bilgiye eriştim. Ringelblum etrafında bir halka oluşturuyor. Kendilerine “Oneg Shabbat” adını veriyorlar. Oneg Shabbat – “Joy of the Sabbath” - Sabbat’ın Mutluluğu. Çünkü Cumartesi günleri gizlice buluşuyorlar. Ringelblum onların editörlük görevini üstleniyor. Ayrıca yazılan mektuplar da, günceler kadar değerli oluyor onun için. Bu topladıkları belgelerin de saklanması gerektiğini biliyor. Ringelblum ve diğer cemaat liderleri bu yazılı belgeleri süt güğümlerine saklamayı düşünüyorlar. Öyle de yapıyorlar. Yazılı belgelerle doldurulmuş üç süt güğümü Varşova sokaklarına gömülüyor. Süt güğümlerinden ilki, savaştan sonra, 1946’da, yanmış ve yıkılmış Nowolipki Sokağı No. 68’de, ikincisi de l Aralık l950’de bulunuyor. Ne yazık ki üçüncü henüz bulunmuş değil. Ben araştırmalarımı yaparken sanki bu sokaklardaki süt güğümleri tüm yıkıcı etmenlerin önünü kesecek ve ben de bu günlüklerden böylece yararlanacaktım.

Yazma tutkunuzu daima gerçek olaylar kuvvetlendiriyor. Mutlaka o coğrafyada bulunuyor, gözlem yapıyor ve okuyorsunuz…

Benim çalışma masam yığın yığın referans kitaplarıyla, defterlerle, kurşunkalemlerle,silgilerle, sarı zarflarla, broşürlerle, fişlerle, açık olarak yığılmış yabancı dilde kitaplarla, defterden koparılma sayfalarla, üzerinde örümcek ağına benzer yazılarla, bolca üstleri çizilmiş ve düzeltmeler eklenmiş bir sürü yığın kalabalığıdır. Hepsi de bir tür sessiz tanıklarımdır. Ama yazıya geçmeden önce o oluşacak metnin ruhunu kavramaya çalışırım. Bunun için o mekâna gitmem, orada gözlem yapmam, o atmosferden beslenmem gerekir. Ben bir metne başlarken en önemli şeyin hissetmek olduğuna inanıyorum. Ayrıca bir metnin ritmi çok önemlidir benim için. Bir kez bir ritmi yakaladınız mı, artık o metni yazılmış sayabilirsiniz. Çünkü artık sözcükler kendiliğinden dökülmeye başlar. O ses hipnotize edicidir, büyüleyicidir.

Kaleminin gücü, gerçek hikâyelerde

Raşel Rakella Asal, mesleğinin turizm rehberliği olması nedeniyle pek çok yer gezmiş ve her gittiği yerden bir dolu öyküyle dönmüş. Ancak bu hikâyelerden gezi kitapları değil, o coğrafyaların gerçek meseleleri ile örülü romanlar çıkmış. Yazar, İspanya gezisinden sonra yazdığı “Duyuyor musun Kalbim” ile iç savaşta İspanyol halkının çektiği acıları kaleme alıyor, örneğin. “Volga Hüznü”nde ise St. Petersburg’dan başlayıp Volga üzerinden Moskova’ya doğru uzanan bir hikâye içinde, Rus halkının komünizm sonrası yoksulluğunun acısı ve hüznünü betimleniyor. “Her Şey Sanki Bir Eski Zaman Düşünde Şimdi”, 1950’lerin İzmir’ini, o zamanki Yahudi toplumunu ve bu çerçevede bir aşk hikâyesini anlatıyor. “Carmen Haremde” bir unutulmaz aşk hikâyesini İstanbul’a ve 1830’lara taşıyor. “41 Semt-41 Kitap” projesine katkı sunduğu

“İşte Bizim Gül Sokak” ise İzmir’in toplumsal hayatını, geçirdiği değişimleri konu ediyor.

Deniz Çaba

İZMİR LIFE  Dergisi

NİSAN 2013 

Bize Ulaşın

Adres: - Alsancak / İZMİR

Telefon: 0232 222 33 11

E-Posta: rakelasal@gmail.com

Web: http://raselrakellaasal.com/